Ana Sayfaİnsan HaklarıOHAL MağduriyetleriAramızda Kalmasın Bölüm 6: Ohal Ve Toplumsal Travma

Aramızda Kalmasın Bölüm 6: Ohal Ve Toplumsal Travma

Aminenur Duygu Bekar

Sadece psikoloji, sosyoloji ya da siyaset bilimcilerin didiklemesi gereken bir konudan çok daha fazlası bu. Nereden başlayacağımı bilemediğim gibi nereden konuya girmem gerektiğini de bilmiyorum. Kalbimin götürdüğü yere değil de parmaklarımın beni götürdüğü yerlere gideceğim sanırım. Biraz kavramsal bilgi veririm, biraz bu bilgileri yorumlarım yani yaparım bir şeyler ama umarım derdimi problemimi size net ifade edebilirim. Bu es geçebileceğimiz bir konu değil çünkü ve sınırlarımız içerisinde OHAL’den etkilenmeyen tek bir evin dahi olmadığını düşünüyorum. Her eve birinci dereceden değmedi belki ama yine de ateş düştüğü yeri yakar mantalitesiyle bakacak olursak ülke duman altında. Hem de çok çok uzun yıllardır.

Her dönem bir OHAL vardı. Sağ yandı sol yandı orta yandı arka yandı. Yanmak ve yakmak resmen bir hobi oldu ama bakalım bu yangın içerisinde sağ kalmaya ve yaşamını idame ettirmeye çalışan halka ne oldu ? Neyse bu soruları elbet cevaplarım önce biraz kavramsal çerçeveden bakalım şu olaya.

Travma, bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü derinden tehdit eden olay ya da durumdur(APA, 2013). Travma, aşırı stresli ve yıkıcı olması özellikleriyle belirgin bir deneyime işaret etmektedir. DSM-IV’te (1994) yer alan tanı ölçütlerine göre, travmatik olayla karşılaşan bir kişi, gerçekleşmiş bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ciddi yaralanma, kendisinin ya da başkalarının fiziksel bütünlüğüne tehdit; yoğun korku, dehşet ya da çaresizlik hissi yaşar. Böylece travmatik olaylar, kişinin doğrudan yaşadığı olaylar olduğu gibi, tanık olduğu ya da öğrendiği olaylar olabilmektedir(Yılmaz-Kaynar, 2014:12). Bu bağlamda toplumsal travmanın toplumu oluşturan tüm bireyleri bir şekilde etkileyen yıkıcı durumlar olduğunu söyleyebiliriz. Toplumlar canlı organizmalar gibidir ve bu açıdan baktığımızda toplumsal acıları sindirmede zorluk çekebilmektedir. Doğal afetler, büyük kazalar, savaşlar, politik, etnik, dini ya da cinsiyet-temelli zulüm ve şiddet olayları gibi toplumsal olaylar sadece travmayı yaşayan bireyleri değil, bu duruma doğrudan ya da dolaylı biçimde tanık olan tüm toplum kesimlerini etkileyebilecek niteliktedir. Dolayısıyla bu tarz süreçlerde dehşet, çaresizlik, tedirginlik, acı, kayıp hissi, öfke, donukluk, yabancılaşma, yalnızlık gibi pek çok duygunun bir sis bulutu gibi topluma dalgalar halinde yayıldığını çok net bir şekilde görebiliriz. Aynı zamanda yine bu tarz travmatik dönemlerden geçen toplumda intihar vakalarında ki artış da göz ardı edilemez boyutlardadır ve bu intihar vakalarının birçoğu aslında anomik intihar olarak gerçekleşmektedir. Anomik intihar, Durkheim’in tanımına göre Toplum düzeninin ve birliğinin bozulduğu, birtakım norm ve değerlerin kaybolmasının bir sonucudur. Sonuç olarak toplumsal bunalım, bağımlı, pasif, sessiz, güvensiz, kuşkucu bir toplum, geleneksel yapının, kurumların ve bilinen yaşam biçiminin çökmesi ve sosyal normlar ve etik anlayışta bozulma gibi görünümlerle karşımıza çıkmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanısal sınıflandırma sistemi (ICD, 2018) için önerdiği tanımlamalar, bu olayların insan eliyle gerçekleştirilen doğasını, toplumsal sonuçlarını ve kuşaklararası etkilerini vurgular: Geniş ölçekli travmatik olaylar aileleri ve toplumu etkiler. Toplulukçu ve toplum merkezli kültürlerde bu etki daha şiddetli olabilir. Toplumsal ilişkiler, kurumlar, uygulamalar ve sosyal kaynaklardaki değişimler sosyal dokunun bozulması, kültürel yas ve kolektif travmaya neden olabilir. Örneğin, uzun dönemler boyunca zulme uğramış toplumlarda travmanın kuşaklararası geçişine ilişkin kanıtlar vardır.

Tabii her bunalım döneminin sonucunda toplum travma geçirecek diye bir şart yoktur. Olay zamanı, çevresel koşullar da burada önemlidir. Bu açıdan bakıldığında Türk toplumu ya da Türkiye sınırları içerisinde yaşayan toplum travma geçirmeye çok daha müsaittir çünkü biz siyasetin gerilim olduğunu düşünüyoruz. Ülkemizde bombalar patlıyor, ülkemizde işkenceler yapılıyor, çocuklara, kadınlara, hayvanlara, damacanalara tecavüz ediliyor. Hem de birini sindiremeden yenisinin haberini alıyoruz. Bizim ülkemizde çocuklar dehşetle büyüyor. Bunların en acı sonucu olarak da toplumsal yapıya olan güven ve bağlılığın yıkılışına rastlıyoruz. Tüm bu süregelen travmatik olaylar silsilesi onarımı her geçen gün imkansız kılıyor.

OHAL ve toplumsal travmanın en son ve en güzel örneğine göz atacak olursak: 2016 sonrası yaşadığımız iki yıllık OHAL döneminde yüz binden fazla kişi işinden atılmış hatta bir kısmı işini kaybetmekle kalmamış hapsedilmiştir. Bunun yanında yine bir çok eğitimcinin yıllarca emek verdiği lisans diplomaları iptal edilmiş, kamu kuruluşlarında çalışmayan binlerce kişi de hapsedilmiş, gözaltına alınmış ve buralarda kötü muamelelere maruz kalmışlardır. Rakamlar tüm topluma vurulduğunda göze az (gelmez ama) gelebilir. Travmatik olaya bizzat maruz kalınmasa bile buna tanık olan aileleri de hesaba katacak olursak rakamlar milyonu bulmakta ve bu toplumsal açıdan ciddi bir tehdit olarak karşımıza dağ gibi dikilmektedir.

KHK’ların kabataslak bir mağduriyet listesi oluşturulacak olursa şu maddeler sunulabilir(kaynak: DW.com):

  • İş sahibi olamama
  • Devlet dairesinde çalışamama
  • Devletle bir şekilde ilişkisi olan özel şirketlerde çalışamama
  • Çalıştığı iş yerinden kovulma
  • Mesleki lisans elde edememe, varolanı yeniletememe, süresini uzatamama
  • Keyfi bir şekilde emeklilik engellemesi
  • Özel fonlarda biriken parayı çekme hakkı gaspı
  • Kredi kullanma hakkı gaspı
  • Kredi kartı borcunu dahi kapatamama
  • Öğrenci bursu alma hakkı gaspı
  • Sosyal linç sonucu intihara zorlanma
  • Ev kiralama zorluğu
  • Sahip olduğu konutu satamama
  • Pasaport alma hakkı gaspı
  • Tedavi olma hakkının keyfi biçimde engellenmesi

Bu kabataslak olarak nitelendirdiğimiz liste bile durumun içler acısı olduğunu gözler önüne sermeye yeterli diye düşünüyorum. KHK’lı olmanın psikolojik boyutunu yine kendisi de KHK’lı olan psikiyatr uzmanı Prof. Dr. Haluk Savaş(1996-2020) vefatından 5 ay önce bir haber sitesine verdiği röportajda şu şekilde değerlendirmiştir: “Yaşanan ızdırap, yorgunluk ve hastalıkların yanı sıra travma literatüründe üzerinde durulan bir başka konu vardır… O da insanın insana yaptığı eziyetler, bir deprem ya da selin yapabileceklerinden sonuçları itibarıyla çok daha fazladır. Yaşanan şey psikolojik olarak özetle, toplum dışı varlık olma halinin bir tezahürüdür. Yüz binlerce insan ve onların milyonlarca yakınına ‘travma sonrası stres bozukluğu’ tanısı koyardım. Bu tür rahatsızlıkları olan insanlar sürekli geçmişi yaşar, yeniden üzücü olayları hatırlar, uyku düzeni bozulur, sık sık uykusundan uyanır ve kabus görür.”

Unutmamalıyız ki toplumsal bunalıma sebep olan travmalar insan haklarının sistematik şekilde ihlalinden kaynaklanır. Bu bağlamda bizlere düşen insan haklarını detaylıca öğrenmek ve yaşantımızı bu hakların ihlaline sebep olmaktan kaçınarak geçirmektir. Bunun dışında eğer sizlerde, çocuklarınızda ya da yakınlarınızda, bu toplumsal olaylar sonucunda travma sonrası stres bozukluğu belirtileriniz ya da şüpheniz varsa lütfen konuda uzman kişilerden yardım almaktan çekinmeyin.

___________________________________________________________

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktırÖteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments