Ana Sayfaİnsan HaklarıOHAL MağduriyetleriOHAL Tarihi: Türkiye ve Dünya'da OHAL Uygulamaları

OHAL Tarihi: Türkiye ve Dünya’da OHAL Uygulamaları

22 Mayıs 2021 tarihinde Öteki Hareketi olarak KHK’lı hukukçu akademisyen Günal Kurşun’la bir webinar gerçekleştirdik. OHAL Mağduriyetleri Komisyonu’nun düzenlediği “OHAL Tarihi: Türkiye ve Dünyada OHAL Uygulamaları” konulu webinarda Günal Kurşun, moderatörümüz Aysima Canpolat’ın ve katılımcıların sorularını yanıtladı.

“İLAN EDİLEN OHAL SONUCU HAK VE ÖZGÜRLÜKLER BELİRLİ ŞARTLAR DAHİLİNDE KISITLANABİLİR!”

Türkiye’de OHAL tanımı ile sözlerine başlayan Kurşun; Anayasa’nın 15. maddesinin düzenlediği belirli şartlar dahilinde, ilan edilen OHAL sonucu hak ve özgürlüklerin kısıtlanabileceğini belirtti. Anayasa madde 15’in üzerinde çok sık tartışılan ve oynanan bir madde olduğu; madde içeriğinde bahsedilen  dört ana etken ‘olağanüstü hal, sıkıyönetim, seferberlik hali ve savaş’ durumlarında uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri ihlal etmemek kaydıyla ve durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanabileceğini, kısmen veya tamamen durdurulabileceğini ekledi.  Bununla birlikte Kurşun: “Bu durum bahsedilen dönemlerin zaman limitleri ile sınırlıdır. Yani OHAL ilan edilen dönem boyunca bunu yapabilirsiniz. OHAL ortadan kalktıktan sonra normal hale dönülmüş olur. Bir diğer önemli nokta; bu hakların özüne dokunmamak gerekir. Yani hakların özüne dokunmadan hak ve özgürlükler kısıtlanmalıdır olağanüstü hallerde. Anayasa’nın 119. maddesi bu durumun kurallarını koyar. Yani aslında şekilsel anlamda hukuka uygun bir durumdur.” ifadelerini kullandı.

“ÇOK BÜYÜK BİR YIKIM ADETA BİR FELÇ, BİR ÇEŞİT BEYİN KANAMASI DURUMU VAR”

Türkiye’de çok büyük bir yıkımın, beyin kanamasına benzer bir durumun olduğunu belirten Kurşun, binlerce kişinin işinden ihraç olmasının, aileleri ile birlikte yüz binlerce kişinin bu durumdan etkilenmesinin, kendisinin de bu durumu yaşamış biri olarak bir çeşit beyin kanaması olduğunu düşündüğünü belirtti. Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilenlerin avukatlık yapmalarına izin verilmediğini söyleyen Günal Kurşun: “125 bin kamu çalışanı işini kaybetti. Ama aileleri ile beraber topladığınızda nerdeyse bir milyona yakın insanın ekonomik olarak bundan etkilendiğini görüyoruz. Bunlar bizatihi benim de yaşadığım şeyler. Bugün itibariyle üniversitede ders yapmama izin verilmiyor. Ben aynı zamanda bir avukatım ama KHK ile ihraç edilen insanların avukatlık yapmalarına izin verilmiyor. Ben aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nden karar da almış biriyim. Yani Anayasa Mahkemesi Günal Kurşun avukatlık yapabilir dedi. Bir KHK’da hüküm var diyor ki: KHK ile ihraç edilenler bir daha kamu hizmetinde görev alamazlar. Avukatlık kanununda da bir hüküm var: avukatlık mesleği bir kamu hizmetidir diyor. Avukatlık bir kamu hizmetiyse o zaman avukatlık da yapamazlar sonucuna varıyor bizim adalet bakanlığımız. Ama bunu anayasa mahkemesinin önünde tartıştığımız zaman evet avukatlık mesleği bir kamu hizmetidir ama işin niteliği bakımından kamu hizmetidir. Yani işin ceza hukuku hasebiyle bir kamu hizmeti ilişkisi vardır. Yoksa avukatın maaşını devlet vermiyor işvereni de devlet değil, dolayısıyla böyle bir kamu hizmeti ilişkisi yok.” dedi. Bu bağlamda idare hukuku anlamında kamu görevi ve kamu hizmetinin birbiriyle karıştırıldığı bir yapının söz konusu olduğunu söyledi.

“İKTİDAR HEDEFİNE ULAŞTI!”

OHAL’in asıl amacı ve bu dönemde yapılanlar ile iktidarın hedefine ulaştığı üzerine sorulan soruya Günal  Kurşun, iktidarın hedefine ulaştığını kimlerin ne kadar ulaştığını gayet iyi gördüğümüzü, hep aynı inşaat şirketlerinin kamu ihalelerini almasını, beşli çetenin acayip zenginleşmesini, devlet ihale kanunun neredeyse 300 defa değişmesini vurguladı. Bununla birlikte Kurşun: “Asla güvenilmeyecek tipler, hırsızlar, dolandırıcılar gazeteci oluyor, kamu yöneticisi oluyor, parti yöneticisi oluyor. Tabi bunlar böyle olduğu için peşi sıra skandallar eksik olmuyor. İşte biri pudra şekerci çıkıyor, bu münferit diyorlar. Bunun arkasından başka birisi aslında son derece dindar ya da dinsel hassasiyeti varmış gibi bir görünüm sergilerken rakı masasında dansöz oynatırken videosunu izliyorsunuz. Yani alt üst oluş dönemi bu birazcık. İyiyi kötüden ayırt etmek için de güzel fırsatlar sunuyor. Yani gerçekten vicdanı ile hareket eden vicdani ile bakabilen insanların bu gidişatı gördüğü kanaatindeyim ben.” ifadelerini kullandı. Ayrıca bu OHAL döneminin bir takım kişileri tasfiye etme amacı olduğunu ve onların yerine kimlerin geldiğini görünce bunu anladığımızı belirtti.

“ŞÖYLE BİR HUKUK SİSTEMİNDEN YANA MISINIZ YA DA BUNA DA VAR MISINIZ?”

Moderatörümüzün hukuksal, toplumsal ve genel anlamda gelecekteki Türkiye’yi nasıl bir konumda gördüğüne ilişkin soruya ise Günal Kurşun şöyle yanıt verdi: “Bir örnek vereyim size ben bunu hukuk fakültesinde ders verirken kürsüden de söylüyordum hala da aynı fikirdeyim. Diyordum ki ben; o dönem türbanlı kadınların yani kapalı kadınların hakim, savcı olabilme imkanı yoktu. Ben de diyordum ki ben türbanlı kadınların da hakim, savcı olabilmelerini savunuyorum. Gerçekten de yani toplumun önemli bir kısmını baştan oyunun dışında bırakıyorsunuz. Bu son derece kötü bir şey! Yani hukuk fakültesini bitirmişsiniz hakim, savcı olmak istiyorsunuz ama başörtünüzden dolayı sizi buraya almıyoruz diyorlar. Bu bana büyük bir insan hakları ihlali gibi gelirdi ve ben bunu eleştirirdim. Ne mutlu ki bugün bu yasaklar kaldırıldı ve türbanlı kadınlar da hakim, savcı olabiliyorlar. Ben bunu kürsüden söylerken şunu da gözlemliyordum, amfide kapalı kadın arkadaşlarımızın yüzünde bir gülümseme beliriyordu.  Desteklediğim için seviniyorlardı. Tabi desteklerim ama bir şartla! Şöyle bir hukuk sisteminden yana mısınız ya da buna da var mısınız? Tamam bir numaralı asliye ceza mahkemesinde kapalı bir kadın yargıç görev yapsın. Ama onun yanındaki iki numaralı asliye ceza mahkemesinde de bir travesti ya da transseksüel hakim görev yapsın. Yani bir hakkı biz sadece kendimiz için mi talep ediyoruz yoksa herkes için mi talep ediyoruz? Bence bu soru Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek bir soru. 1 numaralı asliye ceza mahkemesinde tesettürlü bir kadın hakim görev yapıyor, onun yanındaki 2 numaralı asliye ceza mahkemesinde bir travesti veya transseksüel hakim görev yapıyor. Örnekleri arttırabiliriz; 3 numaralı asliye ceza mahkemesinde bir Ermeni hakim görev yapıyor. 4 numaralı mahkemede bir Kürt ama öyle asimile olmuş bir Kürt değil göğsünü gere gere Kürt kimliğini sergileyen bir Kürt görev yapıyor. İşte diğer mahkemede bir Roman görev yapıyor. Ben gerçekten böyle bir hukuk sisteminde verilen kararlardan rahatlık duyabilirim. Ve kendimi de gönül rahatlığıyla böyle bir hukuk sistemine emanet edebilirim.’’

“KHK’LILAR, LGBT+’LAR, KÜRTLER YETERİNCE BİRBİRİNE DESTEK ÇIKMIYOR

Türkiye’deki mağdur kesimlerin ( KHK’lı, Kürt, LGBT+ vb..) birbirine yeterince destek çıkıyorlar mı sorusu üzerine Türkiye’de mağdur edenlere karşı, mağdur olan kesimlerin yeterince birbirine destek olmadığını söyleyen Kurşun: “Destek çıktıklarını düşünmüyorum ama bu desteği çıkmak gerektiğine inanıyorum. Ötekinin hakkını savunma kültürünü inşa etmek zorundayız. Bizim gibi düşünmese de bizim gibi olmasa da bizimle aynı haklara sahip olması gerektiğini savunmak zorundayız. Çünkü yarın bir başka grup iktidara geldiği zaman da o grup kendi hakkını savunmuş oluyor ve sizi ötekileştirmiş oluyor.’’ ifadelerini kullandı. Bunula birlikte Türkiye’de bir sosyolojiden bahsetme imkanı var mı yok mu emin değilim diyen Kurşun, “Bana göre Türkiye dediğimiz yer 6-7 tane ya da 8-9 tane sayıyı arttırabilirsiniz işte 7-8 tane mahalleden oluşuyor. 7-8 kabileden oluşuyor. Ve her kabile kendi kabilesinin iktidara gelmesi ve kendi kabilesinin gönenmesi derdinde. Öteki kabilelere de düşman aynı zamanda. Bu kabileler irili ufaklı. Yani büyük kabileler var daha küçük kabileler var. Sayayım isimlerini de yani böyle bir İslamcı, siyasal İslamcı kabile var ama bu siyasal İslamcı kabile içinde ötekileri de var. İşte bir Kürt kabilesi var. Bir solcu kabile var. Bir ulusalcı, ulu solcu ya da Kemalist kabile var. Daha başka daha küçük kabileler var. Yani grup grup, klik klik! Ama bu kabileler de tamamen kendi kabilesinin bir yere gelmesi derdinde. Bu düşünceyi geride bırakırsak bu aslında ilkel bir düşünce tarzı bunu geride bırakmak gerekiyor. Yani sadece adamım bir pozisyona gelsinden çıkmak gerekiyor. Bunun da çok basit uygulama kriteri: ‘liyakat’. Yani o pozisyona layık olan gelsin. Senin kabilenden olan değil de her kim layıksa o gelsin. Bu başka kabilelerden de olabilir. Benim bütün reçetem işte bu!’’ ifadelerini kullanarak sözlerini bitirdi.

_________________________________________________________________

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktırÖteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments