Ana Sayfaİnsan HaklarıOHAL MağduriyetleriFatma Türkan Tunçay Röportaj

Fatma Türkan Tunçay Röportaj

15 Temmuz’dan iki ay sonra tutuklanan Abdulvahit Tunçay iki yıl Sincan ve Kırıkkale Keskin Cezaevlerinde kaldı. Daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ekim 2020’de Tekirdağ’da tekrar tutuklanan Tunçay, cezaevinde pankreas kanserine yakalandı ancak 4. evre olana kadar tahliye edilmedi. KHK’lı polis memuru 50 yaşındaki Abdulvahit Tunçay 1 Mayıs günü, saat 21.15’te hayatını kaybetti. Ekim 2020’de tutuklanan ve Tekirdağ 1 Nolu T Tipi Cezaevi’ne gönderilen Tuncay, 27 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 18, 16 ve 8 yaşında 3 kız babası Abdulvahit Tunçay’ın cenazesi 2 Mayıs’ta Beypazarı’ndaki köyünde defnedildi.

1- Babanızın cezaevi sürecini açıklar mısınız? Yaşadığı ve onu ölüme götüren ihlaller nelerdir?

Babam cezaevine girdikten 15 gün sonra rahatsızlandı, ishal, kusma gibi rahatsızlıklarının ortaya çıktığını ve ağrıdan duramadığını belirtti. Yetkililere kendisinin hastaneye gitmesi gerektiğini söylemesine rağmen herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. Aradan geçen aylarda hastaneye gitmek için yazdığı dilekçelerin sayısı 30’a yakın. Fakat bunların hiçbiri o süreç içerisinde kabul edilmemiş. Ve aradan geçen zamanda bizim üzülmememiz için hastalığı hakkında hiç bahsetmedi. 24 Mart günü yaptığımız telefon görüşmesinde, ‘’Avukatla beraber gelin, ben hastayım, ölüyorum, beni kurtarın’’ dedi. Ve o gün babamın 4. evre pankreas kanseri olduğunu öğrendik. Ayaklarının şişmeye başladığını belirtti. Hastanedeki günlerinden birinde ‘’4-5 ay sadece bir sandalyenin üzerinde sabahlara kadar oturdum. Hiç yatmadım, uyuyamadım, kaç kere dilekçe verdiysem de beni ne revire götürdüler ne doktora götürdüler. Hastalığımın ilerlemesine sebep oldular.’’ dedi. Babam aynı zamanda sirozdu, ciğerleri su toplamıştı. Kanser, bütün her yerine yayıldığı halde 24 Nisan’a kadar tahliye etmediler. 70 kilodan 50 kiloya inmişti. 4’üncü evre pankreas kanseri, siroz ve ciğerlerine su topladığı halde tahliye etmediler. Tedaviye erişim hakkını engellemeselerdi şu an yaşıyor olabilirdi. Cezaevi koşulları çok ağır, hasta bir insanın dayanması mümkün değil. Resmen ölüme terk ettiler. Ayakta duramayan babamıza ayakta yemek yedirdiler. Bu acımasız düzenin kurbanı oldu.

2- Hastalığını ne zaman öğrendiniz? Ne tepki verdiniz? Doktorlar rapor yazma konusunda sorun çıkardı mı?

Mart ayının son günlerinde öğrendik hastalığını. Cezaevine ilk girdiğinden 15 gün sonra rahatsızlanmış, fakat biz geç öğrendik. Hemen avukatımıza haber verdik ve apar topar Tekirdağ’a gittik. Biz hemen gerekli başvuruları yaptık ama çok uğraştırdılar. Tekirdağ’a gittiğimizde babam hastanede yatıyordu. Oradaki polislere babamla görüşmek için çok dil döktük fakat bunun mümkün olmadığını söylediler, bizi görüştürmediler. Doktorlar sürekli, kurul toplansın, ilaç denensin, başhekim izinde gibi ifadelerle sürekli bizi oyaladılar, babamın tahliyesini ertelediler. Hastane yönetimindeki başhekim bile ‘Siz buradan sağ çıkacağını mı zannediyorsunuz’ dedi. Tahliye için sadece bir imza atacaklardı, bütün evraklarımızı hazırladık, o imzayı 3-4 güne yaydılar. Bugün değil yarın diyerek bizi hep oyaladılar. Tedavi adına yapılacak hiçbir şey kalmayana dek bekletildi. Babamın tedavi olmasına müsaade etmediler, ölümüne 9 gün kala tahliye ettiler. Hastanede tutuklu odasında ‘’Allah’ım canımı al, dayanamıyorum!’’ diye yalvarmış babam. Bir insanın hayatı söz konusu, bu kadar acımasız davranılmamalıydı.

3- Tahliye edilmesine izin vermeyenlerin bunu kin duygusuyla mı yoksa yargı üzerindeki baskılardan dolayı mı yaptıklarını düşünüyorsunuz?

KHK’lılara olan kinlerinden dolayı birçok şeyden mahrum bıraktılar, mesela ben hastanede bulunan tutuklu bölümünü gördüm, çok başka sebeplerden ötürü tutuklu olan mahkûmları, ağır bir durumları olmamasına rağmen(baş ağrısı, kol ağrısı gibi) hızlı bir şekilde tedavi ediyorlar. Ve doğru olan da zaten budur. Tedavi hakkı engellenemez. Fakat babamı 4. evre kanser hastası olmasına rağmen çok ihmal ettiler. Babama ve bize çok zorluk çıkardılar. Ayaklarından sular akıyordu, havlu vermediler. Ölüm döşeğindeydi, canı hiçbir şey çekmiyordu. En sonunda babamın durumunun ağır olduğunu gördükleri zaman annemin yanına alınmasına izin verdiler.

Babam cezaevindeki süreçte tuvalet ihtiyacını emekleyerek gideriyormuş. Cezaevindeki arkadaşlarının anlattığına göre babam sandalyenin üzerinden ‘’Allah Allah’’ diye acı bir şekilde bağırıyormuş, dönüp bakmamışlar bile.

4- Abdulvahit Bey ihraç bulunduğu süre içerisinde nasıl bir tavır sergiliyordu?

İhraç olduğu süre içerisinde bize ihraç olduğunu belli etmemeye çalıştı, maaşı varmış gibi davranıyordu, borç alıyordu, kredi çekiyordu, kısacası maaşı varmış gibi davranıyordu. Babam çok içine kapanık bir insandı, bize üzüldüğünü belli etmemeye çalışırdı. Cezaevinden ilk çıktığı zamanda sürekli uykusunda sayıklıyordu, geceleri uyuyamıyordu. Psikolojik olarak çok yıpranmıştı.

5- Aileniz, akrabanız, çevreniz yaşadığınız bu süreçte sizin açınızdan nasıl bir pozisyon aldı?

Akrabalarım susmamı istediler, tweet atmamamı istediler, hatta sil bile dediler. Ben babamın yaşadığı hak ihlallerini duyurmaya çalıştıkça onlar beni engellemeye çalıştı. Babamın ihraç olduğu dönemde ona vatan haini bile dediler. Babamın hakkını savunuyorum diye bana gösteriş yapıyor dediler, beni anlamak yerine acım üzerinden dikkat çekmeye çalıştığımı söylediler.  Beni sürekli her konuda engellemeye çalıştılar.

Küçük kardeşim(8) babamın vefatını kabullenemedi. Hatta babamın öldüğü gün ‘’babam ölmedi, mezarı açıp bakacağım” dedi. Morgda babamın ölüsüne dokundu, ölüsünü öptü.

Bu dönemde depresyona girdim, içine kapanık biri oldum. Psikolojik anlamda gerçekten çöktüm. İki tane ilaç kullanmaya başladım. Ağır ilaçlar kullanmama, psikolojik tedavi görmeme rağmen hala kendimi iyi hissetmiyorum. Babam vefat ettikten 5 gün sonra bayram günüydü, tabii ne kadar bayram diyebilirsek. Her bayram babamla beraberken o gün babamızın elini öpemedik. İçimiz burkuldu.

6-Bundan sonraki dönemde nasıl bir yol izlemeyi düşünüyorsunuz?

Babamın ölümünden sonra cezaevindeki insanlara ses olabilmek için tweetler atmaya başladım, çeşitli paylaşımlar yapmaya başladım. Ve kim ne derse desin bundan vazgeçmeyeceğim. Babamın yaşadığı mağduriyetleri başka insanlarında yaşamaması için elimden geleni yapacağım. Babamın adını sildirmeyeceğim, onun yaşadığı mağduriyetleri ve hak ihlallerini başkalarının da yaşamaması için elimden geleni yapacağım. Benim babam yaşatılan ihmaller yüzünden vefat etti. Başka çocuklar anasız, babasız kalsın istemiyorum.

___________________________________________________________

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktırÖteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

Önceki İçerikİfade Özgürlüğü
Sonraki İçerikBarış
RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments