Ana Sayfaİnsan HaklarıÇocuk HaklarıÇocuk ve Şiddete Genel Bir Bakış

Çocuk ve Şiddete Genel Bir Bakış

Derleyen: Zehra Bal

Çocuk ve Şiddete Genel Bir Bakış

 Çocuk istismarı ve ihmalinin dünyada problem olarak algılanması ve çocuk haklarına dair çalışmaların başlaması, bilimsel çalışmaların ve toplumun odağına yeni yeni girebilmiş; yüz yıllık bir geçmişe sahiptir. Oysa ki insanlık tarihine bakıldığında çocuk istismarının, insanlık tarihi kadar eski olduğu görülmektedir (Polat, 2007). Eski çağlara bakıldığında çocukların ağır islerde çalıştırıldığı, eşya gibi görülüp kötüye kullanıldığı, öldürüldüğü, kurban edildiği, köle olarak satıldığı görülmektedir. “Çocuk” kavramı, bir toplumsal rol kalıbı olarak toplumdan topluma ve tarih boyunca farklı tanımlanmıştır (Ayan, 2010; 101). Çocuğu sosyal varlık olarak kabul etmek, öncelikle aile kurumuyla olan ilişkisiyle mümkündür. Genellikle bir yetişkinin bakım ve korumasına muhtaç ve kendi iradesi ile eylemesi düşünülmeyen, başkaları tarafından iradesi belirlenen bir varlık olarak tanımlanan çocuk, toplumsal bir nesne olarak kabul edilmektedir. Genellikle fiziksel ve kişisel gelişimini henüz tamamlamamış olandır çocuk… Bu hal onun hem rüştsüz hem mağdur kabul edilmesine nedendir. Çocuğun bu denli pasif algılanması, özellikle demokratik eğilimleri yaygınlaşmamış bizim gibi modernleşme sürecindeki toplumlarda çocuğun her türlü eylemin mağduru olmasına da nedendir. Bu süreç, şiddetin bir iletişim ve disiplin aracı olarak kurumsallaşmasının görüldüğü bizim toplumumuzda çocuk ve şiddet vazgeçilmez ikili olarak karşımıza çıkmaktadır (Mavili-Aktaş, 2006, 152-153).

Şiddet, en geniş anlamıyla, bir kişinin kendisini ifade etmesine engel olunmasıdır. Şiddet, güvensiz ilişki zemininde karşısındakini yok edici, birinin diğeri üzerinde baskın ve güçlü olmayı amaçlayan ezici davranışlarıdır (Alyanak, 2019). Genel olarak “Şiddet; sorumluluk, güven ve güç ilişkileri bağlamında insan sağlığı, yaşamı, gelişmesi veya onuru açısından fiili veya potansiyel zararla sonuçlanan her tür fiziksel veya duygusal kötü muameleyi, cinsel istismar ve ihmali veya ihmalkâr davranışı, ticari veya başka amaçlı sömürüyü kapsar. Çocuğun sağlığını, fiziksel gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan hareket ya da davranışlara da “Çocuk istismarı”(child abuse) denilir (WHO, 1985, Akt. Siyez, 2003). İstismar tanımının anahtar kelimeleri: Tekrar etmesi; kasıtlı olması; çocuğun fiziksel, zihinsel, psikososyal gelişimini ve sağlığını olumsuz etkilemesidir.

 Hem iradesiz hem rüştsüz olarak kabul edilen ve bir nesne olarak görülen çocuğun istenmeyen davranışlarını ortadan kaldırma aracı olarak fiziksel şiddet, bizim coğrafyamızda yaygındır. Gelişmiş ülkelerin sosyal bilimcileri, şiddeti, insani olmayan davranış kalıbı olarak nitelerken; Orta Doğu ülkeleri, hala, özellikle fiziksel şiddet onurlandırmakta. Kültürel bir meşruluk zemini içinde fiziksel şiddet yeşermektedir. Örneğin ülkemizde çocuğa dair atasözlerinde “Kızını dövmeyen dizini döver”, “Dayak cennetten çıkmadır”, “Annenin / öğretmenin vurduğu yerde gül biter” gibi şiddeti meşrulaştırıcı içerik, aslında geçmişimizin de karanlık olduğunu söylemektedir.

Nesneleşme, bir öznenin güdümünde eylemin belirlenmesidir. Çocuğa olan nesneleştirici tavır, onu şiddet mağduru yapabilmektedir. Çünkü öznenin nesneyle bağ kurması daha zordur ve empatiden yoksun olarak nesneleştirilen çocuğun, şiddetten sadece o an etkileneceğini düşünür ve anlık zararın çocuğa uygulanmasının ‘çocuğu yola getirmek için ‘doğal olduğunu düşünür.  Şiddetin türleri arasında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet (alay etme, aşağılama, küçük düşürme), cinsel şiddet (tecavüz, pornografi, seks turizmi, kölelik, alıp satma, kaçırma), ihmal (terk etme, tehlikeli, zararlı veya sakıncalı işlere açık bırakma, yoksun bırakma) yer almaktadır.

“Çocuk ihmali” (child neglect) de istismar davranışı kadar önem taşımaktadır. Çocuk ihmali (child neglect): Çocuğa bakmakla yükümlü kişilerin çocuğun bakım, korunma, beslenme, giyim, eğitim, sağlık gibi gereksinimlerini yeterince yerine getirmemesi; çocuğu tek basına bırakması olarak tanımlanabilir.  İhmal, pasif davranışlardan; istismar ise aktif davranışlardan oluşur. Çocuk ihmali, çocuğa diğer kötü muamele şekillerine göre daha yaygın olmasına rağmen diğerlerine göre daha az önemsenmektedir. Literatürde fiziksel ve cinsel şiddete daha sık rastlanmaktadır. İhmale öncelik verilmemekle birlikte ihmal, çok daha fazla sayıdaki çocuğu etkilemektedir ve çocuklar üzerindeki uzun vadeli etkileri daha ciddidir. Fiziksel şiddet; üzücü, acı verici ancak zamanla sınırlıdır. Bununla birlikte ihmal, kronik ve süreklidir (Kadushin, 1988: 150).

Çocuklara yönelik şiddetin çoğunluğu, çocukların en yakınındaki kişilerden, yani anne, baba, kardeşler, öğretmenler, okul arkadaşları, işverenler ve çocuk bakıcılarından kaynaklanmaktadır. Bugünün küçükleri, yarının büyükleri ise, insan neden bir çocuğa şiddet uygulayarak sorunlu bireylerin yetişmesine neden olur? Şiddet gören çocuklar büyürken travmalarını da beraberlerinde getiriyorlar ve bu da şiddet döngüsünün devam etmesine ve toplumun bozulmasına neden oluyor.

  Şiddet uygulayan insanlar; genellikle kendi öz yetersizlik, kıskançlık, suçluluk, engellenmişlik duyguları içinde, öfkeye kapılıp gücünün yettiği küçüklere bu duyguları şiddet yoluyla boşaltmaktadır. Şiddet uygulayanın eylemden sonra hissettiği rahatlık, sadece bir sonraki şiddet eylemine kadardır çünkü kişi, asıl sorunların kaynağından ve kendisinden kaçmaktadır. Evet; şiddet, sıklıkla engellenmişlik hissi, haksızlığa uğrama düşüncesiyle ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır (Worchel, 2000). Kendisi şiddete uğrayan çocukların, şiddet uygulayıcısı olma olasılığı daha yüksektir ve bu çocuklarda kendine zarar verici davranışlar daha fazla görülmektedir. Yine aynı şekilde, çocukluğunda şiddete uğrayanlar; anne-baba olduklarında kendi çocuğunu daha fazla istismar etmektedir (Astin 1993).

Çocuk istismarı riskini artıran durumlar, bazı yaşamsal olaylar vardır. Örneğin bebeklikle, o bebekistenmeden dünyaya gelmişse, gayrimeşru bir bebekse, iki kardeşin doğumu arasındaki zaman 18 aydan daha az ise,bebek prematüre doğmuşsa, herhangi bir anomalisi varsa,fiziksel ya da zihinsel engelli ise, ilk 24 saat anne ile bebekayrı kalmışsa ya da hiç emzirmemiş ve aralarındaki duygusal bağ kurulamamış ise bebeğin ebeveynleri, kardeşleri, akranları tarafından istismara uğraması daha muhtemeldir. Çocukluk döneminde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu(DEHB), enürezis (altına işeme), enkoprezis (altına dışkılama),davranışsal sorunları olması, yine çocuğun şiddet görmesine kapı aralayan nedenlerdir. Çocuğun özelliklerinden bağımsız olarak çevre şartlarının getirdiği şiddetin nedenleri arasında şunları sayabiliriz: aile içi şiddet, boşanma, ailede üvey ebeveyn olması,anne-babanın yaşlarının küçük ve eğitimlerinin yetersiz olması, anne-babada saldırganlık,kişilik bozukluğu gibi ruhsal problemlerin varlığı, kısıtlayıcı sosyal çevre, sosyalizolasyonun olması. Maalesef hayatın her olumsuz şartı çocukların şiddet mağduru olmasına neden olabilmektedir (Alyanak, 2019).

Ülkemizde özellikle töre cinayeti olarak adlandırılan kadına namus cinayetlerinin sıkça görülmesi üzerine 2006 yılında yapılan meclis araştırma raporuma, özellikle aile içi şiddet mağdurları kadın ve çocuklara ilişkin yapılmış rapora göre, ülkemizde çocuğa yönelik şiddetin oluşum koşulları şunlardır: eğitim ve ekonomik seviyenin düşüklüğü, erken yaşta evlilikler, erken yaşta çocuk sahibi olma, sosyal destek imkânlarının olmaması, çocukla ilgilenmek için ebeveynlerin yeterli vakitlerinin olmaması, aile içi iletişim sorunları. Görüldüğü üzere, ülkemizin yapısal zorlukları ve gelenekler, çocuğa yönelik şiddet eylemlerinin de arka plan nedenlerini oluşturmaktadır. Çarpık kentleşme de iç göçle birlikte şehirlerde her türlü suç ve şiddet eylemine mekânsal zemin olmaktadır (2006, TBMM Araştırma Raporu, 77).

Eğitim seviyesi ve şiddet en çok tartışılan meseledir. “Diplomalı” olmak ile entelektüel gelişim arasındaki fark ve eğitim seviyesi değiştikçe şiddetin türünün de değişmesi, bu tartışmanın demagojik ve totolojik olmasının önüne geçebilmektedir. “Herkes dövüyor” gibi eylem meşrulaştırmaları malumdur. Her meslek ve eğitim seviyesindeki insanlardan şiddetle ilgili haberler duymak, kendi eylemleri konusunda insanları rahatlatmaktadır. Uyumcu bir toplum olduğumuz için “herkes”in yaptığını yapmak “sürü aklına” uygun bir davranış ve düşünüş kalıbıdır. Bununla birlikte her etkenin kendi başına ve diğer faktörlerle etkileşimi ile ortaya çıkan etkililik oranı da değişmektedir. Eğitim, etkili bir faktördür ancak başka değişkenlerle değişim göstermektedir. Örneğin eğitim sürecinden önce bir bağımsız değişken olarak aile içi şiddet devreye girmişse eğitimin etkililik oranı düşebilmektedir.  Raporda ayrıca kız ve erkek çocukları arasında cinsiyet ile şiddet türü arasında bağ olduğu da tespit edilmiştir. Buna göre, erkek çocuklar fiziksel, kız çocuk ise cinsel şiddet mağdurudur. Ek olarak, çocuk sayısının artışıyla çocuğun şiddet görme riski de artmaktadır. Aile içi şiddet, özellikle eşler arası gerilim ve şiddet, çocuğu da etkilemektedir. Özellikle ailesel kriz anlarında stresli ve kaygılı ebeveynler, çocuklarına şiddet uygulamaktadır.

Şiddete uğrayan çocuklarda mutsuzluk, gelecek beklentisinde azalma, depresif duygulanım, aşırı hareketlilik, uyum güçlükleri, karşı gelme ve karşıt olma davranışları, uyku ve iştah bozuklukları, akademik başarıda düşüklük, öğrenme güçlükleri, dili kullanma ve sosyal ilişki güçlükleri, kendine zarar verici davranışlar, alkol madde kullanımına ve suça yatkınlık, ruhsal bozukluklara yetkinlik gibi olumsuz etkiler görülebilmektedir. Özellikte şiddet sonrası kronik Travma Sonrası Stres Bozukluğu yasayan çocuk, yasadıklarını anlamlandırabilmek için zaman zaman bilinçsizce travmayı yeniden yaşantılama hali içine girerek, ilişkide olduğu bir insani ya da kendi çocuğunu da zamanında kendi yaşadığı travmatik koşullara bırakabilmektedir. Travmatik etki altındaki yetişkinler genellikle daha içe donuk karakterler olup daha fazla sosyal izolasyon içindedir (Alyanak, 2019). Travmanın kuşaklararası aktarımının önüne geçmek için en başta bireyin güven ortamı içerisinde terapotik iletişimle travmalarını çözmesi gerekmektedir.

Çocuğa karşı şiddetin engellenmesindeki en büyük engel toplumumuzda ailenin “kol kırılır yen içinde kalır “misali kapalı kutu olmasıdır. Özellikle ataerkil geleneksel düzen, erkeği karar verici merci haline getirirken kadını ve çocuğu nesne haline getirmektedir. Buna göre, erkeğin namusu kadın ve çocuklarının eylemi ile belirlenmektedir. Erkeğin kendi toplumsal saygınlığının kadın ve çocuklara bağlı olması, erkeğin bu toplumsal rolleri nesnesi kılmasına neden olmaktadır. Namus, yunanca nomos; kural demektir. Nomosun kökü nemadır. Bir erkeğin sahip olduğu otlak ve hayvanlardır. Namusun kökünde sahiplenmek, yani mülkiyet yatmaktadır (2006, TBMM Araştırma Raporu, 154).  Erkeğin kendi malını sahiplenmesidir namus ve hem kadına hem çocuğa yönelik şiddetin meşru görülmesinin ve bu yüzden de çözülememesinin altında bu zihinsel alt yapı vardır. Bir toplum ya da bireyin değiştirilmesi için en temel olan, en zor olandır. O da zihinsel alt yapının ifşası ve kabulüdür (Akpolat ve Inci, 2012).

Gelenekler, insanlar üstünde dışardan denetim kurarken insanın dış denetim olmadan kendini kontrol edemez hale gelmesine neden olmaktadır. Fiziksel şiddeti bir denetim mekanizması olarak kabul eden gelenekler, bireyin iç denetim kurabilmesini engellemektedir (Ayan, 2007; 208). Geleneksel insan, dışardan kontrol altına alınan insan olmakla birlikte modern insan, özdenetimle insandır (Loo ve Reijen, 2006). Türkiye’nin modernleşme yolundaki bir engeli de geleneksel terbiye kalıplarıdır. Bireysel ihtiyaç ve güdüleri kanalize ederek nasıl tatmin edileceğine dair mekanizmalar üreten kültürel yapı eğer bunların meşru tatmin mekanizmalarını önlerse toplumsal normların saptığı anomik hallere neden olabilir. Bunun ülkemiz için en trajik sonucu, yapılan çalışmalar göre, ülkemizde pedofiliye çok rastlanmamasına rağmen çocuğa yönelik cinsel istismarın altında, cinsellik üzerindeki dinsel ve geleneksel baskıların ile küçük yaşta yapılan evliliğin normal kabul edilmesinin olabileceğidir (Erdoğan ve arkadaşları, 2011; 60).

 Şiddet için en etkili yaklaşım, bunun anormal bir davranış olduğunu kabul etmektir; en çözümsüz yaklaşım ise şiddetin (geleneksel ataerkil düşünce yapısında olduğu gibi) doğal bir eğilim olduğunu kabul etmektir. Eğer bir sosyal olay, doğal olarak kabul edilirse bu değiştirilemez demektir. Oysa sosyal bilimlerin gelişimi, insanın en başta kendi yaratımı olan sosyal-kültürel dünya üzerinde bilinç geliştirmesi ve kendi yarattığı sosyal ürünler üzerinde etkili olmasının sağlanmasıdır. Şiddet, insanın kendini koruma güdüsünün bir yan ürünü olarak kabul edilebilir. Ancak, şiddetin nasıl ve kime karşı ve hangi şartlarda uygulanacağını belirleyen kültürel arka planımızdır, yani eylem şemaları olan değerlerimizdir.  Eğer bu insanlığa zıt olan değerlerin farkına varıp değiştirebilirsek, o zaman çocuğa saygı duyup bireyselliklerinin ve biricik olmalarının da farkına varırız. Şiddet uygulayanların en başta hangi motivasyonlar ve arka planla bu eylemleri yaptıklarını ve yanlış davranışlarına dair farkındalıklarının oluşması gerekiyor. Bu farkındalık beraberinde empatiyi getirip çocuğun o anda neler yaşadığına ışık tutacak ve şiddetin sevgiyle değişmesini sağlayacaktır.

Kaynakça

  1. Ankara Milletvekili Oya Araslı ve 23 Milletvekili, Adana Milletvekili N. Gaye Erbatur ve 68 Milletvekili, Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin ve 46 Milletvekili, İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 28 Milletvekili ile İstanbul Milletvekili Güldal Okuducu ve 27 Milletvekilinin; Töre ve Namus Cinayetleri ile Kadınlara ve Çocuklara Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve (10/148, 182, 187, 284, 285) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Raporu.
  2. AKPOLAT Y. , Inci Y., (2012).Erzurum’da Çocuk ve Şiddet . Uluslararası Katılımlı Kadına ve Çocuğa Karşı Şiddet Sempozyumu 27-28 Nisan 2012, Ankara , sf:866
  3. ALYANAK, B., 2019. Şiddet ve Çocuk . Klinik Tıp Pediatri Dergisi Cilt: 11 Sayı: 1 Ocak – Şubat 2019 Syf: 37-43
  4. Astin MC, Lawrence KJ, Foy DW. Posttraumatic stress disorder among battered women: Risk and resiliency factors. Violence and Victims, 8: 17-28, 1993.
  5. Ayan, S. (2007). Aile içinde çocuga yönelik siddet. Yayınlanmamıs doktora tezi, Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
  6. Ayan, S., (2010), Aile ve Şiddet ,Ankara, Ütopya yay.
  7. Erdoğan ve arkadaşları, (2011), “Türkiye’nin Dört Farklı Bölgesinde Çocuk ve Ergenlere Cinsel Tacizde Bulunan Kişilerin Karakteristik Özellikleri”, Anadolu Psikiyatri Dergisi, sayı: 12.
  8. Kadushın, A. (1988) Neglect in Families. Elam W Nunnally, Catherine S. Chilman, Fred M. Cox ,US (Eds).Mental İllness, Deliquency, Addictions and Neglect Families in Trouble Series, Volume 4, ,
  9. Loo, van der H., ve Reijen, van W., (2006), Modernleşmenin Paradoxları, 2. Baskı, İstanbul, İnsan yay.
  10. Mavili-Aktaş, (2006), Aile İçi Şiddet, Elma yay.
  11. Worchel S. Agression: Harming others. USA, Social Psychology, Wadsworth Thomson Learning 10: 303-333, 2000.
  12. WHO (1997) Programme on Mental Healt. WHOOQOL Measuring quality of life . www. Who.int/mental_health/media/68

_____________________________________________________

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır. Öteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments