Ana SayfaYazıSiyasetHainler Ülkesinde

Hainler Ülkesinde

Turan Saçıl

Hainler Ülkesinde

Bu yazıyı okuyan değerli okuyucudan istirhamım öncesinde
yazdığım ‘’KAKOFONİ’’ başlıklı yazıyı da okumasıdır.


Vatan, bugünkü tanımlamasıyla benim için duygusal yoğunluk
hissettiğim bir kavram değil. Vatan kelimesini çok farklı
yorumluyorum. Hatta diyebilirim ki bugünkü tanımlamasıyla vatan
olgusu benim için yok hükmündedir. Fakat bu yazıyı bu fikrime kurban
vermeden daha fazla sabote etmeyerek devam etmek arzusundayım.
‘’Vatan Haini’’ bu topraklarda çayır çimenden daha fazla yetişir. Bu
toplumda herkes biraz da vatan hainidir aslında. Hatta bu ülkede vezir
olup kutsanmak için önce vatan haini ilan edilip rezil olmak icap eder.
Böylesine bolca dağıtılır işte bu unvan bu toplumda. Amacım kimseyi
zayi etmek ya da zan altında bırakmak olmadığı gibi bilakis bu ağır ve
heybetli duran korkunç kelimeye yüklenen gülünç ağırlığı kendi
terazimde tartmak. Bir vatan hainleri var bir de insanlara hainlik unvanı
biçen ve devran döndükçe değişen koltuk sahipleri. Ama benim bu
yazıdaki meselem bu ikisi de değil aslında. Ben hainlik payesini taşıyan
kitlelerin birbirini hiç anlamamasından, dinlememesinden ve söz
konusu kendi renginden olmayanlar olduğunda otoriteye tabi
olanlardan şikayetçiyim. Bu toplumun en iflah olmaz yaralarından biri
de bu. Sürekli böyle konulara değinmek istemiyorum esasında ama cam
kırıkları gibi içimdeki kelimeler; ağzıma dolanıyor, susacak olsam
acıtıyor, konuşacak olsam kanatıyor. Ama ben yazarak ve okuyarak dünyanın değişeceğine inanlardanım. İşte bu sebeple yazıyorum çünkü
yazmak kendi başına dünyayı değiştirmek için yapılan en büyük eylem.


Türkiye’de her kesim kendi cenazesine ağlamaktan 4444 tövbeyle
vazgeçmeli artık. Her cenaze bizimdir. Değil mi ki her insan bizim. Evet
Bu ülkede çok farklı acılar yaşandı ve her acıyı pek çok farklı kesim
kendi başına yaşadı, yer yer diğeriyle paylaştı ama en nihayetinde bu
deneyimlerimizle bugüne geldik ve hepimiz aynı babanın evlatlarıyız.
Öyle bir babamız var ki bizim, işte tam da bu nedenle hepimiz yetimiz.
Bundan sonra bizi doğru yerde tutacak tek bir aksiyon var o da tüm bu
acıları sahiplenmek ve insan hakları etrafında kenetlenmek.
Kimliksizlikten bahsetmiyorum, kimlikler üstü kabullenmekten
bahsediyorum. Ama tam bu noktada diğerini yani ötekini yok saymayı
da bu inanca bir ihanet olarak değerlendirdiğimi söylemeliyim. Kürt
şehirlerinin en yüksek dağlarının üstüne kocaman harflerle “Ne Mutlu
Türküm!’’ yazmak bölücülük yapmaktır. Aynı ülkede yaşayan farklı
halkları birbirine karşı kışkırtmaktır. Yedi düvel bu topraklarda yaşayan
insanların düşmanı değil, kimse Türkiye halklarının zengin ve refah
içerisinde yaşamasından rahatsızlık duymuyor ya da kıskanmıyor. Bu
pencereden bakarak diğer toplumları da öcüleştirmek aslında kendi
korkularımızla ilgili bir mevhum. Bunlar 20. yüzyılın demir perde
ülkelerinde uygulanan baskıcı politika oyunlarıydı. Bu toplum 1980’lerin Romanya’sı ya da Enver Hoca’nın Arnavutluk’u da değil. Bu
kompleksler bitmeli artık. Etimizle, kemiğimizle, kamburumuzla,
kendimizi kaygı ve korkularımızdan sıyrılmış olarak kabullenmeliyiz.
Sonra da Türkiye topraklarında insan hakları savunuculuğu iddiasında bulunanlar başka mahallelerin derdine deva olabilmek adına ilk önce
onları ötekileştirmekten vazgeçmek zorunda. Bu nokta, işte tam burası,
doğru hak savunuculuğunun ilk basamağı. Evladının kemiklerine bile
ulaşamamış on yedi bin Cumartesi Annesi ile başörtüsü mücadelesi
vermiş milyonlarca kadının kalbi beraber atmalı ya da trans – sex işçisi
bir kadın ile Sivas – Madımak mağdurları aynı vücudun uzuvları gibi
hissetmeliler birbirlerini. Bahsettiğim bir ütopya falan değil, köprüden
önceki son çıkış. Tehlikenin farkında mısınız? Burada yazdığım cümle
2000’li yıllarda, seküler olduğunu iddia eden ve kendini Laik Türkiye
Cumhuriyeti’nin yılmaz bekçisi(!) addeden Cumhuriyet Gazetesi’nin
başörtüsü ile bir kadının Çankaya’ya çıkmasından önce kendince
toplumu uyandırma mesajı olarak kullandığı bir motto aslında. Acaba
bu ötekileştirici dili kullananlar sonradan otoriteyi sıkı sıkı eline alan
iktidar erkinin lehine, yapacakları tüm haksızlıkları
meşrulaştırabilecekleri nasıl büyük bir güç bahşettiklerinin farkındalar
mıydı? Bahşettikleri diyorum çünkü öncesinde vesayet
kendilerindeydi.


“İnsan nasıl özgür olur?” sorusuna tarih boyunca Aristo’dan
Camus’a kadar birçok farklı dimağdan başka yanıtlar gelmiş. Kimisi
“düşünerek’’, bazısı “başkaldırarak’’ ya da ‘’eyleme geçerek’’ diye
cevap vermiş. Ben bugünün toplumu için ve bugünkü şartlarda geçerli
olacak parolayı söylüyorum: “kenetlenerek’’. “Haksızlığa uğrayan
bizden mi?” sorusunu sorduktan sonra aldığı cevaba göre konum alan
adeta bindiği dalı kesen, ahmak adam gibidir. Hepimiz hainiz, önce bunu kabul edelim. Burası bir hainler ülkesi. Bazılarımız dün haindi
kimisi ise elli yıl önce. Şimdiye kadar hain olmamışsan da zaten sıradaki
sensindir. İktidarlar, otoriteler sürekli eline geçen herkesi bu hainler
torbasına atmış zaten. Bu torbanın içinde yeniden sınıflandırma yapmak
ve yeni yeni hain torbaları açmaya çalışmak gaflettir artık. Ayrıca hangi
mahallenin geçmişi diğerinden daha temiz? Soruyorum. Bugün Türkiye
toplumunun başındaki bela ve musibetlerin yegane mesuliyeti sadece
bir mahalleye aittir denilebilir mi? Öte tarafta pardon ama size bu
“günahsızlık mevkiini” kim bahşetti? Oturduğunuz yerden Türkiye’ nin
yakın tarihine bile bakmadan ha babam de babam insanları şeytanlaştırıp
ötekileştiriyorsunuz ve tek sorumlu hain ilan ediyorsunuz. Kimsiniz
siz? Tanrı mısınız? Hepimiz bu hainler ülkesinin fertleriyiz işte. Siz
günahsız sadrazamın sol bacağından mı kopup geldiniz? Hiç
sanmıyorum. Peki nedir öyleyse bu öfke ve yok sayma? Bu sözüm
aslında herkese yani tüm topluma. Çünkü bu tencere dibin kara seninki
benden kara hikayesi bütünüyle.


Ocak ayında Gökhan Güneş adında bir genç, kimliği belirsiz
birtakım kişiler tarafından sokak ortasında kaçırıldı. Hikayenin içinde
öncesinde ve sonrasında adını sık duyduğumuz bir siyah Transporter
araç da var. Daha bir gün olmadan birçok farklı kesimden insan özellikle
sosyal medyada örgütlenip kaçırılan gencin bulunması için ses getirdi.
Bunların içinde sıradan insanlar da vardı, sanatçılar ya da yazarlar da.
Gün geçmeden bahse konu olan kişi kendine “görünmeyenler” adını
verdiklerini söylediği bu derin yapı tarafından serbest bırakıldı ve ailesine kavuştu. Buraya kadar her şey aslında bir kenetlenme örneği
ama aynı tarihlerde Hüseyin Galip Küçüközyiğit aynı şekilde tasvir
edilen araçla benzer bir yöntemle kaçırıldı. Belli ki aynı kadro
tarafından kontrol edilen başka bir olay. Fakat her ne hikmetse bir
önceki bahsettiğim olayda tepki veren çoğunluk burada sus pus oldu.
Babasının nerede olduğunu soran yalnız bir kızdan başka kimsenin sesi
soluğu çıkmadı neredeyse. Bunu şöyle mi anlamalıyız; eğer kaçırılan ve
işkence gören Gülenist olma ihtimali olan biri ise yapılanları hak ediyor,
fakat sol cenahtan gelen biri ise işkenceden kurtarılmaya daha layık?
Daha öncesinde ve sonrasında yüzlerce insan kaçırıldı Türkiye’de ve
dünyada. Sizin kriterlerinize uymadığı için mi adını haykırmadınız bu
insanların? Binlerce insan Ergenekon ve Balyoz operasyonları sırasında
zan altında kaldı ve hatta yaşadıklarından dolayı intihar eden Ali Tatar
gibi nice mağdurların adı duyuldu. Son beş yıldır Türkiye’de yaşanan
OHAL sürecinde milyonlarca insan işsiz kaldı, yüz binlerce insan
tutuklandı, binlerce insan ülkesinden göçtü, yüzlerce insan kaçırıldı ve
binlerce insan işkence gördü. Hal bu iken hala bir kesimin daha önce
yaşanan ve yukarıda bahsettiğim acıların sorumlusu şimdi mağdur
olanlarmışçasına -ki öyle bile olsa- dönüp dönüp temcit pilavı gibi
dünün acılarını -hakaret diliyle ve üstenci bir üslupla- hatırlatması hangi
acıyı hafifletir? Hangi yaraya merhem olur? Dünün mağdurlarının
acıları mı hafifliyor siz böyle yapınca? Başkasını yaralayarak mı
iyileşiyorsunuz? Bir kesimin içinden bir kesim yasal olarak suç
işlemişse adilce yargılanır ve diğerleri bu suçun cezasından sorumlu
tutulamaz. Bu Ergenekon için de böyle Gülenistler için de böyle. Cumartesi Anneleri’ nin acılarına sebep olanlar devlet içinde
yuvalanmış ve çeşitli makamlardan mevkilerden oluşan derin bir çete
olabilir. Bu onlarla zaman zaman yan yana gelen diğer masum insanlara
suç isnat etmeye sebep olamayacağı gibi başka bir olayda da bir grup
çetenin yaptıklarının cezası sadece aynı mahalleden diye diğerlerine
ödetilemez. Bunlar sık sık önümüze düşen aktüel durumlar diye daha
görünür ama bundan az görünenler de var: mesela dini inancı açısından
başörtüsünün gerekli olduğunu ve haklı olarak bununla yaşamasının ve
devletin tüm kurumlarında başörtüsü ile var olmasının hakkını arayanlar
söz konusu LGBTİQ topluluğunun hakları olduğunda arkalarına bile
bakmadan koşup uzaklaşıyorlar. Bir yaşam şeklini tercih etmek aynı
toplumda yaşayan bir diğerine tanınan haklardan daha az faydalanmakla
sonuçlanamaz. Öyle olduğunda dün kendi yaşam mücadelesini ve bu
mücadelenin sembolünü savunanlar bugün de ötekinin varlığını ama
kendince, özgürce var olabilmesini savunmalıdır. Kaldı ki bu bir lütuf
değil sorumluluktur.

Türkiye’de son 17 yılda en az 3500 hasta mahpus,
ağırlaşan durumlarına rağmen tahliye edilmedikleri için yaşamlarını
yitirdi. Peki hapiste olmayanlar ya da hapiste olma sırasını savanlar
geride kalanların haklarına sahip çıkmayacak mı? Kaz Dağları kendi il
sınırları içinde olmadığı için oradaki yağma ve talana ses çıkarmayanlar
ne olduğunda ses çıkarmayı bekliyorlar? Nefes alamadıklarında mı?
Ateş düştüğü yeri yakar anlayışı bütünlüğümüzün en büyük tehdidi,
onun yerine ateş nereye düşerse düşsün beni yakar anlayışının hakim
olmasını temenni ediyorum.

“Bağışladığın özgürlükten yeğdir biçtiğin zindan,
Sonsuz güzelleşecek dünya biz kurduğumuz zaman..”

_____________________________________________________

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır. Öteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments