Ana Sayfaİnsan HaklarıHapishanesiz ToplumTahliye Olunca Geçseydi Her Şey...

Tahliye Olunca Geçseydi Her Şey…

Aminenur Duygu Bekar

Tahliye Olunca Geçseydi Her Şey…

Mektupsuz, kitapsız, uykusuz kaldık.

Eşsiz, topraksız, ağaçsız, daldık.
Yıl yıl, mahpus mahpus kaldık, aç açık taştık.
Dayandık dayandık, kimseler duymadı.
Kimseler duymadı, kimseler duymadı.”

Hapis dünyanın birçok ülkesinde bir ıslah yöntemi olarak kullanılsa bile insan sağlığına ve buradan hareketle toplum sağlığına balta vuran en büyük etkenlerden biridir. Uzunca süre toplumsal yaşamdan, teknolojiden ve en önemlisi her türlü özgürlükten sıyrılmış ve yine her türlü eylemi kontrol altında olan bir insanın psikolojik sağlamlığını koruması ya da suç işlediği sırada bozuk olan psikolojik sağlığının yerine gelmesini düşünmek anlamsızdır. Her ne kadar hapishanelerde psikososyal destek verildiği iddia edilse bile bu destek hiçbir şekilde yeterli olmamakta ve hapishaneye giren insanlar girmeden öncesinde olduğu gibi girdikten sonra da çeşitli travmalara maruz kalmaktadır. Sürekli miktarda travmaya maruz kalma dışında cezası bittikten sonra karışacağı toplumla ilgili herhangi bir hazırlıkları olmamasından kaynaklı olarak mahpusların esas sınavının tahliye olduktan sonra olduğunu söyleyebiliriz.

Tahliye olduktan sonra sevdiklerine kavuşmanın verdiği motivasyon ile cezasını bitiren mahpusun yaşadığı ilk ve en büyük sürpriz “etiketleme” ve buna bağlı gelişen “toplumsal dışlama”dır. Hapishanede uzun süre kalan insanlarda empati, merhamet gibi özellikler azalabiliyor. İletişime kapalı oluyorlar. Bu nedenle yakınlarının geçmişe dayalı özellikle de işledikleri suçla ilgili yorumlarını, eleştirilerini bir tehdit olarak algılayabiliyorlar. Suçu kanıtlanmış olsun ya da olmasın arka perdesini göremeden yapılan dışlamalar ve etiketler bireyde kendini savunma ihtiyacına yol açar. Bu onlarda bir öfke patlamasına neden olabiliyor. Sonuçta bu patlama yakın çevresindekilere yönelik cinayet, darpa yol açabileceği gibi devamında intihara da neden olabiliyor.

Karşılaşılan ikinci sürpriz ise işsizliktir. Birçok mahpus içeride olduğu vakitlerde dışarıya çıkınca kendine düzenli bir iş bulmak ve hayatını düzene sokmak istemektedir. Fakat sicil açısından amiyane tabirle “kınalama” yapıldığı için dışarıya çıktıktan sonra işlere başvurdukları zaman reddedilmelerindeki ilk sebep olarak sicil kaydı gösteriliyor. Kendine iş bulamayan birey ya maddi sıkıntılarla boğuşmaya başlıyor ya da ailesinin/yakın çevresinin yapmış olduğu yardımlarla geçimini sağlarken kendine olan saygısını ve sevgisini günden güne kaybediyor.

Tüm bunların sonucunda bu bireylerde genel anlamda ruhsal çöküntü ve umutsuzluk duygusuyla birlikte depresyon geçirmekte hatta bu geçirilen depresyonlardan bazılarının sonucu intihar olmakta ve bireyler hayata veda etmektedir. Şimdi tüm bunlara bakıldığında hapsetmenin gerçekten ıslah edici yönü olduğunu kim iddia edebilir. Bu tarz olaylarla karşı karşıya kalmış ve psikolojik sağlığını ve sağlamlığını yitirmiş bireylerin ve bunların hepsine şahit olmuş yakın çevresinden oluşan bir toplumun ne kadar sağlıklı olması beklenilebilir. Hapsetmek ıslah edici bir yöntem değildir. Hapishanesiz bir topluma ulaşmak dileğiyle…

_____________________________________________________

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır. Öteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

Önceki İçerikAHALİ | Haziran 2021
Sonraki İçerikHainler Ülkesinde
RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments