Çağ ve Öfke

Sena Merken

Ahmet Altan “Ihlamur Ağaçları ve Öfke” yazısında ölümden, haksızlıklara şahit olmakla büyüyen bir öfkeden ve en çok da bu sebeple hayatın tüm güzelliğinden nasıl vazgeçebileceğinden bahseder. Yani, hayatın güzelliğinden ancak yine hayatların gasp edilmesine duyduğu öfke ile cayabileceğinden.

Hem bu kadar dost hem bu kadar düşman olan hem darağacının hem de beşiğin kesileceği ağaç olan hayatın karşısında öfkemiz bazen çağa yöneliyor. Yaşadığımız çağ, bizim kendimizi bulduğumuz sıradan bir zaman değil de özel olarak konduğumuz bir cepheymiş gibi. Bu yanılgıyla tüm öfkeyi çağa yükleyip çekiliyoruz. Değiştiremediğimiz bir dünyadan göğsümüze sızan bu kadar öfke yerini yabancılığa bırakıyor. Yabancılaşıyoruz. Yoksa çağdan döner mi insan yüzünü? Çağdan, yani hayattan ibaret olandan.

Kendi içimizde oluşturduğumuz yalan cephelerle vakit kaybediyoruz. Çünkü özünde cepheler falan dağdan sınırlı bir mekanda olmadığı gibi, çağda da değil. Cepheler insan için değil, insanın içinde. Savaşlar zaten insanın eseri ama bazen sanrısı.

Hayata değil çağa kızmak kolay olan mı? Sanırım evet. Çağından bağımsız olarak baktığımız “hayat” kötülüğü isminin yanına konduramadığımız kadar güzel. Bu sebeple tüm çağların farklı olduğu sanrısına fark etmeden kapılıyoruz, hayatı aklamak için. İçimize sızan her duygu gibi öfke de bu kadar sahiciyse, onun da sebebi olan hayatı.

Bu “çirkin” yaşam, çağ, dünya… Hani ölümü düşleten. Bu “güzel” yaşam, hani insanlardan onu çaldıkları için öfkelendiren? Bu yaşadığımız dengesizliklerin düzeni. Zorbaların ve onlara ayak uyduranların, bazen ayak uydururken zihinleri darmadağın olanların, bazen ayak uydurmak istemeyip yalpalayanların dünyası ve onların dengesizliği. Yani bizim. 

“Öfkem hayatla bilendi benim.” diyordu bahsettiğim yazıda, tüm bunların aksine, hayatla bilenen bir öfkeden bahsedebiliyordu.

Yeri geliyor bir çocuğun hayatıyla bile bileniyor öfkemiz. İnanamıyorum. İki Ahmet tanıyorum. Biri sekiz biri yetmiş bir yaşında. Biri yaşamak istiyordu, diğerinin öfkesi hayatla bilendi. Biri 9 yaşına girecekti, biri sonunun ne olacağına aldırmamıştı, 71. yaş gününü kutladı cezaevinde. Biri yaşasaydı hayatı öğrenecekti daha, biri hayatı bu kadar iyi tanırken, ıhlamur kokularından vazgeçti.

“Artık sonunun ne olacağına aldırmıyorsam hayatla birbirimize sarılmadığımızdan değil, sizin hayata hükmedişinize duyduğum öfkeden.”

Hayatın güzel olduğunu, ölenler de biliyordu diyor devamında. Öfke hayatın karşısına ancak yine hayatın çalınmasıyla çıkıyor. Sevgimiz de tahammülümüz de ancak bu noktada kilitleniyor. Yaşam ancak böyle mümkün hale geliyor. Çelişkileriyle.

Hayatta olduğu ancak gözlerini örten acılarla anlaşılan insanlarsa bize bir şeyleri hatırlatıyorlar, doğru yerde yürüyebilmemiz için. Çağın içinde kendimizi bulduk, yürümemiz gereken yerde o kadar kolayca buluvermiyoruz. Bir kargaşanın orta yerindeyiz. Aramak, kulağımızı tırmalayan bunca gürültü arasında duyabilmek gerekiyor. Nutuklar da var çığlıklar da. Gözyaşı da var kan da. 9 yaşında çocuklar da var, 71 yaşında yazarlar da. Evet beşik de var, darağacı da aynı ağacın sonunda. Öyle ki bu gürültüde sağır olmak en kolay tercih, hayatın güzelliği ancak sarhoş ettiği zaman bu çelişkilere düşürmüyor insanı. “Ben ölenlerle yürüyorum, siz öldürenlerle yürüyün.” diyor yazar, gözlerimi o tarafa çeviriyorum. Binlerce yıldır yürüyorum diyor; tüm çağlarda yürüyorum.

Belki çağını en karmaşık çağ sananların yanılgısına düşüyorum ben de ama yolun en karmaşası tam da burası. Öldürenler ve ölenler dışında bir yol, kimin nerede yürüdüğünün en belli olmadığı yol. Sağırlaşanlar ve direnenlerle dolu.

Bir beşik ve darağacını aynı ağaçtan var eden ne var ise, o burada işte. Hayatla bilenen bir acı ve özlem sindi gözlerimize. Kalabalık yürüyoruz. Aynı hayattan var ettikleri o öfke de burada, bizle beraber…

Atıf: “Anlamak isterim, hangi yasa /Bir beşikle bir darağacını / Aynı ağaçtan, ne adına var edebilir?” Gülşiir, Ahmet Erhan

_______________________________________________________________________________________________

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır. Öteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments