Ana SayfaYazıSiyasetVicdan, Adalet ve Kapitalizmin Kölesi Olmak Üzerine

Vicdan, Adalet ve Kapitalizmin Kölesi Olmak Üzerine

Süleyha Dilara Demir

Vicdan, Adalet ve Kapitalizmin Kölesi Olmak Üzerine

İnsan, yalnızca bedenden ibaret değildir; onu hayatta tutan “ruh” dediğimiz soyut olduğu kadar mucizevi bir nefestir. Ruh “nefes, esinti” anlamına gelir ve Tanrı inancı olan insanlar için dünya üzerindeki tüm canlılara aynı kaynaktan üflenmiştir. Ruhu üfleyen, yine bir o kadar soyut ama bir o kadar mucizevi bir şey daha eklemiştir: vicdan. Evet, insan adalet duygusuyla beraber yaratılmıştır, var olduğu andan itibaren kendi kendini yargılama mekanizmasına sahiptir. Kutsal kitapların insana yaptığı en sık uyarılardan biri “sorgulamak”tır. Çünkü sorgulamak bulmayı, vecd’i sağlayacaktır. Dünya hayatını doğru yaşamak isteyen birinin sık sık kendini sorgulaması ve kendi hakkında bir hüküm vermesi gerekir. Bize bahşedilen bu vicdan mekanizması, ne yazık ki sorgulamamayı dayatan sistemler içerisinde bastırılarak çürümekte ve çürütülmektedir. Oysaki vicdan, insanın doğumundan ölümüne kadar olan sürecini hem kendisi hem çevresi adına en az zararla atlatabilmesi için vardır. Nitekim bu kolay bir eylem değildir ve kendi hükmünü veremeyen, çevresine zarar veren insanların bulunduğu bir ortamda “toplum vicdanı” devreye girer. Birilerinin bu insanları sorgulaması, haklarında hüküm vermesi gerekir ve yine insanın doğasına aykırı olmaması ve vicdanları rahatlatması için objektif, doğrucu ve baskılardan münezzeh olmalıdır. Birinin hakkında hüküm vermek eylemi oldukça zor bir görevdir ve bunun doğru bir şekilde yapılabilmesi için yasalar oluşturulmuş, hukuk terimi hayatımıza girmiştir. Hukuk, insanlığın en temel görevini, ihtiyacını karşılamak için hayatımızdadır. Güç, para, sınıfsal ayrıcalık gibi çeşitli ayrımcılıklara alet edilemeyeceği gibi, bu zaten çözülmemiş olan bir vicdan meselesini daha da içinden çıkılmaz bir hale getirir. Ruhsal ve psikolojik problemlerin birçoğu da insanın kendiyle hesaplaşamaması, kendine adil davranmamasından kaynaklanır temelde.

Bugün öyle bir dünyada yaşıyoruz ki insan ne adaletle hükmediyor kendine, ne de aklını kullanıyor. Başkalarının kendi için hazırlamış olduğu dayatmalarla dolu dünyada ses çıkarmadan, bir tane ağaç dikmeden, yapıcı bir faaliyette bulunmayı bırakın “ben bunu neden yapıyorum, doğru mu yapıyorum” sorgulamasına girmeden yaşamaktadır. Reklamlar onu almaya özendirir, alır; aldığı yiyeceği üreten firmanın hayvanlara ne büyük zulümler yaptığını sorgulamaz mesela, bir gömleğin soykırıma uğrayan Uygurlar tarafından zorla ve insafsız koşullarda ürettirildiğinin duyarlılığına sahip değildir. “Hayvanlara, bitkilere gelene kadar insanlara neler yapılıyor, onların haklarından bahset asıl” diyenler var bir de. Hayır, vicdan ayrım yapmaz; zulüm ve haksızlık ayrıştırılamaz. Uğradığımız haksızlıklardan muzdaripsek, önce kendi vicdanımızı dinlemeli ve yaptıklarımıza dönüp bir bakmalıyız. Biliyorum bazı noktalar çok ince gelebilir ve kapitalistleşmiş dünyada bu terazinin ayarını tutturmak çok zorlayabilir insanı ama bir değişim arzuluyorsak eğer, fark etmeden ortak olduğumuz zulümleri bir düşünüp listesini çıkarmak gerek. “Benimle mi değişecek dünya, tek başıma neyi değiştirebilirim ki?” diyenleri duyar gibiyim. Evet, seninle değişecek her şey, bizimle. Ben o gömleği almamayı seçebilirim, yüzbinlerce hatta milyonlarca erkek civcivin “işe yaramıyor” denilerek topluca öldürülmesine vesile olmayacak şekilde et ihtiyacımı gidermeyi deneyebilirim. Dilersem vejetaryan veya vegan olabilirim ama olmak zorunda değilim; yılda bir defa Kurban Bayramı’nda bir hayvan kesip tüm yıl boyunca yalnızca o eti tüketmeyi deneyebilirim. Evet, bazılarının canilik olarak değerlendirdiği Kurban Bayramı, bu açıdan bakıldığında yüzbinlerce hayvanın, hayvan endüstrisinin –ki çevreyi en çok kirleten ve en çok su tüketen endüstridir- kirlettiği ekolojinin hayatını kurtarıyor aslında. Et, insanın varlığından bu yana doğasında olan bir besin, illa bunu tüketmeyi reddedin demiyorum ama bunu tüketmenin daha doğru, daha adil ve daha az zararlı yolları var. Köy yumurtası tercih edilebilir mesela, hayvanların daha sağlıklı ortamlarda yumurta ürettiği daha küçük firmalar, siteler var. İnsanların daha iyi koşullarda çalıştırıldığı, çevreye daha az zarar vererek gömlek üreten firmalar var. Burada sadece küçük birkaç örnek verdim, değinebileceğimiz çok fazla örnek var. Kısacası, her şey bizim elimizde; kolaya kaçıp paranın kölesi olmuş insanların zalimane koşullarda ürettirdiği ürünleri alarak zulmetmek de bizim elimizde, almayıp veya alternatif yerlerden alıp kendimize, hayvanlara, bitkilere kısacası insanlığa ve vicdanlarımıza faydalı bir davranışta bulunmak da.

Adalet bekliyoruz hepimiz, biz kendimize karşı ne kadar adiliz? Biz kendimize karşı adil olmazsak başkalarının bize adil davranmasını nasıl bekleyebiliriz? Ayrımcılığa maruz kalmamak istiyoruz, yanımızdan geçen bir LGBTI+ bireye ötekileştirici gözle bakmadan, farklı cinsiyetlere, kültürlere, dillere ve dinlere saygı duymadan nasıl hoşgörü bekleyebiliriz? Sorgulamayarak vicdanlarımızı bastırmaya devam edersek, ruhsal sorunlarımızdan nasıl arınabiliriz? İyi ile kötü arasında bir tercih yapmadan bize sunulan her şeyi sorgusuz sualsiz tüketmeye ve uygulamaya devam ettikçe dünya adil bir yer olmayacak bizim için. Adaletsiz zenginleşenler var olmaya devam edecek, zulmedenler makam sahibi olmaya devam ederken kimse bizim hakkımızı savunmayacak; vicdanlarımızın sesini bastırmaya devam ettikçe geceleri başımızı yastığa koyduğumuzda uyuyamamaya, kabuslar görmeye devam edeceğiz.

Bugünden başlayıp özgürleşmek ve özgürleştirmek için güzel bir şey yapalım, her gün sadece on dakika vicdanımızın sesini dinleyelim.

──────────────────────────────────────────────────────────────────────

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments