Güvercini Vurdular!

Tarih :19 Ocak 2007 

Yer: İstanbul-Şişli

Saat: 15:00

Ölen: İnsanlık

Katil: Kin ve Nefret

Tam on dört yıl geçti aradan. Dünyayı daha güzel, daha anlamlı ve daha yaşanılabilir bir yer yapmak isteyen, içinde kinin, nefretin, ayrış(tır)manın olmadığı bir dünya düşleyen bir kişi daha göçüp gitti aramızdan. Bir düş daha yarım kaldı. Böyle bir dünyanın hayalini kurmak dahi tehlikeliydi. Elbette ki bedeli en ağır şekilde ödetilmeliydi. Sonunda olan olmuş, hüküm verilmiş ve cezanın infazı gerçekleşmişti.

Tam on dört yıl geçti aradan. Ama hiç unutulmadı. Her geçen yıl, kendisine ve fikirlerine duyulan özlem, ihtiyaç, bir kat daha arttı. O, hep karşı çıktığı, hayatı boyunca mücadele ettiği ‘’zihniyetin’’ kurbanı oldu. Aslında bu cinayette iki kurban vardı. Biri ölen diğeri ise öldüren. Çünkü bu cinayette ‘’ölen niye öldüğünü, öldüren niye öldürdüğünün’’ gerçek manada farkında değildi. Kendisine yap denilmiş, o da denileni yapmıştı. Bu cinayetin gerçek failleri, henüz 17’ sindeki bir çocuktan katil çıkarmayı başarabilmişlerdi. Kin ve nefret öylesine büyümüş ve korkutucu bir hal almıştı; kim masum bir çocuğu, canavara dönüştürmüştü? Burada şu soruyu sormak yerinde olacaktır: Gerçek katil tetiği çeken mi, yoksa bir insanı, canavara dönüşmesine sebep olan kin ve nefretin körükleyicileri mi?

Tam on dört yıl geçti aradan. Ama geçen sadece zamandı. Kin ve nefret her zaman olduğu gibi var olmaya devam etti. Hatta geçmişe rahmet okutturacak derecede arttıkça arttı. Kin ve nefret arttıkça; korku ve ümitsizlikte arttı. İnsanlar arasındaki sevgi ve saygı ise tarihin hiç görmediği şekilde yok olmaya yüz tutu. Ancak insanlar bu duruma da alıştı. Olumsuz hadiseler karşısında insanlar duyarsızlaştı. Çünkü artık iyi ve güzel olan şeyler yok olmaya başladı. ‘’Kötülüğün sıradanlığı’’  bu olsa gerekti.

Tam on dört yıl geçti aradan. İnsanlık, Hrant Dink’ in ömrü boyunca savunduğu ve öyle olmasını düşlediği insani değerlerden oldukça uzaklaştı. Her zaman savunduğu düşünce ve ifade özgürlüğünden geriye bir şey kalmadı. Medyadan hiç söz etmeyelim bile… Gazetecilik mesleğini yapmaya çalışan gazetecileri çeşitli suçlamalar gerekçe gösterilerek hapishanelere atıldılar. Artık yalan ve hakaret resmileşmiş, doğrular ise illegal bir görünüm kazanmıştı. Zaten Hrant Dink’ in ölümüne sebep olan tavrı, resmi yalanlar yerine, illegal doğruları söylem ve düşünce olarak benimsemiş olmasıydı. Böylelikle de geride kalan Hrant değil, geriye giden biz olduk. Zaman içerisinde çeşitli bedeller ödenerek kazanılan birkaç kazanım da bu geçen zaman içinde yok olup gitti.

Tam on dört yıl geçti aradan. O zamanlardan geleceğe bir umut ışığı yakmak istemişti. Ama izin vermediler. Böyle bir ihtimalin dahi varlığı bazı insanlar için önemli bir tehditti. İnsanların, kin ve nefretlerini bir kenara bırakıp, bu hislerden tamamen uzaklaşıp, geçmişte yapılan hataları, sevgi ve saygı içerisinde tamir etmeye çalışmaları ve bir arada huzur içerisinde yaşamayı tercih etmeleri, bazıları için hiç hoş karşılanacak haller değildi. Böyle bir ortamın oluşmaması için de ellerinden gelen gayreti gösterip, insanların kinini, nefretini ve korkularını sürekli olarak beslediler ve canlı tuttular. Ve ne yazık ki başarılı oldular ve olmaya da devam ediyorlar. Bu durumun bana göre en önemli sebeplerinden birisi, sürekli olarak zulme uğrayanların, zulmedenler kadar cesur ve gayretli olamamaları, bir araya gelip sorunlarını konuşarak halletme cesareti gösterememeleridir. Ta ki Hrant Dink her zaman insanların bir arada, huzur içinde, sevgi ve saygının hakim olduğu bir dünya düşlemişti.

Tam on dört yıl geçti aradan. Ama arkasından ağlayan kişi sayısı hiç azalmadı, aksine her geçen yıl biraz daha arttı. Kişiliği ve fikirleriyle birçok insan çok geç tanıştı. Hrant Dink’ in birçok insan tarafından sevilmesi ve saygı duyulması, bunca yıl geçmesine rağmen hiç unutulmamasının sebebi haksızlık ve hukuksuzluk karşısında ezilenlerin sesi olmasıydı. Hayatı boyunca hiç kimsenin üzerinde tek söz dahi edemediği konuları büyük bir cesaretle dillendirdi. O, toplumlar arasında oluşan kutuplaşmanın son bulmasını, sağlıklı diyalog kanallarının kurulmasıyla, sorunları karşılıklı olarak konuşarak gerçekleşebileceğini savundu. Hiç kimseyi ötekileştirmeden, herkese eşit mesafede durarak derdini insanlara anlatmaya çalıştı.

Tam on dört yıl geçti aradan. ‘’Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.’’ demişti bir yazısında. Ama kıymışlardı güvercine, kolunu kanadını kırmışlardı. Haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında bir çare arayışındayken hem devletten hem de halktan gelen haksız tepkilere ve baskılara karşı bir sitem olarak yazmıştı bu yazıyı. O, tam bir Anadoluluydu. Anadolu’yu ve burada yaşayan insanları çok seviyordu. Bu ülkeden ve insanlardan ayrılmak istemiyordu. Ama insanlar kendisiyle aynı fikirde değildi. Bütün tehditlere ve baskılara rağmen bu ülkede kalacağını yazısında şöyle ifade ediyordu: ’’Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.’’ Yazısında da belirttiği gibi kendisine karşı yapılan baskı ve tehditler karşısında tedirgin ve canı sıkkın bir haldeydi ama her şeye rağmen bu topraklarda yaşamayı sürdüreceğini belirtmişti. Evet bazı hadiseler karşında tedirgindi fakat düş(ünce)leri hürdü/özgürdü.

Tam on dört yıl geçti aradan. Ama henüz davası sonuçlanmadı. Dava sürekli olarak sürüncemede bırakıldı, bırakılmaya da devam ediyor. Dava, ülkedeki siyasi/konjonktürel ortamın durumuna göre şekilleniyor. Dink ailesinin cinayetle alakalı savcılığa ve mahkemeye sundukları deliller ve talepler görmezden gelinerek adeta cinayetin gerçek failleri gizlenmeye, cinayetin üstü örtülmeye çalışılıyor. Siyasi cinayetlerde olduğu gibi bu cinayette de gerçek faillere bir türlü ulaşılamıyor/dokunulamıyor.

 Tam on dört yıl geçti aradan. Bu geçen zamanda ortaya koyduğu duruşunun, fikirlerinin ve itirazlarının ne kadar önemli olduğunu anladık. Artık önümüzde gelecek olan on dört yılda bu fikirleri hayata geçirme gayreti içerisinde olunmalı, tertemiz bir sayfa açıp, geleceği hep birlikte inşa etme işine girişmeliyiz. Eğer bunu yine başaramazsak, bir on dört yıl daha kaybedersek belki de insanlık, insanlığını tamamen kaybedecek, zifiri bir karanlığa kendisini hapsedip bir daha gün yüzü göremeyecek.

İçinde ötekileştirmenin, kinin, nefretin, göz yaşının, cinayetlerin ve şiddetin olmadığı yepyeni bir dünya dileğiyle… Umutla, sevgiyle…

Berfin Hanalp – Ali Kubat

──────────────────────────────────────────────────────────────────────

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.