Sürgünler Ülkesi’nden

Selma Zümre Sezgin

Sürgünler Ülkesi’nden

 

Saçlarını bonenin altında topladı. Elbisesinin üstüne koruyucu önlük giydi, ayakkabılarına galoş geçirdi. Yüzüne bir maske taktı. Yoğun bakım ünitesi girişindeki el antiseptiği ile de ellerini dezenfekte edince, tamam, hazırdı. Hazır mıydı gerçekten? Sanmam… Hangi vedaya hazırdı ki insan?

Süresi başlamıştı. Sevdiği bir insanı son kez öpmek, ona sarılmak için beş dakikası vardı. Sarılamayacak, kokusunu içine çeke çeke öpemeyecekti, biliyordu. Yine de gözleriyle yapacaktı bunu, beş dakika içinde. Düşündü: ”Hangi beş dakikaya sığardı bir veda?”

Hafızasına ve yüreğine ilmek ilmek dokunacak bir hatıranın eşiğine doğru ilk adımını attı. Uykudan uyanmakta olan anneannesinin yanına varıp, onun düşmek üzere olan yastığını düzeltti.

“Anneannem, nasılsın, ağrın sızın var mı, uyuyabiliyor musun?” gibi soruları peş peşe soruyor, bir iki kelimelik kısa cevaplar alıyordu. Pembe Anneanne: “Sağ olasın kızım, eksik olma,” dedi. Derin bir soluk almaya çalışarak ekledi: “Biliyor musun, benim senin gibi iki kızım vardı. Senin gibi ‘anneannem’ diyorlardı bana. Biri Ankara’ya okumaya gitti, biri Fransa’ya. Hep dizimin dibindelerdi; ah yavrum, böyle, şimdi senin gibi elimi tutarak konuşurlardı benimle. Ya, işte böyle kızım.”

Kelimenin tam anlamıyla dondu kaldı Kardelen. İfadesi yüzünde, kelimeleri dudaklarında, nefesi ciğerinde… Ve zaman dondu yoğun bakım ünitesinde.

Onlarca torunu vardı, Pembe Anneannenin. Hatta birkaç torununun çocuğuna bile yetişmişti. Demek ki içlerinden Kardelen’i ve onun (Ankara’da okuyan) kız kardeşini gönlünde apayrı bir yere koymuştu. “Torunlarım” dememişti, “kızlarım” diye bahsetmişti onlardan.

“Anneanne, Fransa’ya doktora yapmaya gitmiyorum aslında,” demek istedi o an Kardelen. “Sen doğduğun topraklardan bu ülkeye sürülürken, devrilmiş ağaç kovuklarında saklana saklana geldiğin yollardan geçeceğim. Hatta belki de, aynı yerlere basmış olacağız. Senin gibi yanıma sadece eşimi, kundaktaki bebeğimi, birkaç parça eşyamı alarak. Yine senin gibi, arkama bakmadan ama bir parçamı geride bırakarak, yarım kalarak. Anneannem, gül yanaklım… Doktoraya değil, sürgüne gidiyorum ben. Tek suçum var olmak, senin gibi. Bu yüzden çok öldürdüler beni ‘gülpembe’. Toplatılan, yakılan her kitabımda tekrar öldürdüler beni. Çok defa öldüm anneannem… İşkencede öldüm, diri diri gömülerek öldüm, asit kuyularında öldüm, öldüresiye dövülüp 38 gün komada kaldıktan sonra öldüm, yakılarak öldüm… Son canımı da eğer yollarda, denizlerde bırakmazsam yeni bir hayata başlayacağım uzaklarda, özgür bir hayata,” diyemedi.

Onun yerine sadece yüzündeki maskeyi bir anlığına indirip “Anneanne, benim, Kardelen,” diyebildi.

Pembeliği solmuş gül yanaklardan birkaç iri damla yuvarlandı, biri Kardelen’in elinin üstüne düştü… Anneannesinin daha sıkı tutmaya başladığı eline.

“Kardelenimm, kusura kalma kuzum, ben seni hemşire sandım, böyle maskeyle, önlükle… Sesinden de tanıyamamışım, hay Allah, kusura kalma güzel kızım benim, yaşlılık işte.”

“Önemli değil tontonum, gülpembem, önemli değil. Çok normal, yeni uyanmıştın, üzülme. Uçak seferimiz ertelendi, gitmeden seni tekrar görmek istedim.”

“Çok iyi yapmışsın, çok iyi, çok mutlu oldum, çok sağ ol benim güzel kızım.”

Hemşirenin uyaran sesini duyunca, diğer elini de, Pembe Anneanne’nin elinin üstüne koydu Kardelen:

“Anneannemm, hakkını helâl et.”

“Helâl olsun Kardelenim, sen de hakkını helâl et. Hep dizimin dibindeydin, hiç yalnız koymadınız beni.”

“Helâl olsun gülpembem, hoşça kal.”

“Güle güle git benim güzel kızım.”

Güle güle gitmiyordu Kardelen. Bunun anneannesini son görüşü olduğunu bilmiyordu ya, hissediyordu. Yoğun bakım ünitesinden çıktığında, bütün vedaların altında kalmışçasına, zar zor yürüyordu.

Ama gidiyordu işte. Pembe Anneanne altmış yıl önce nasıl gelmişse, öyle. Tarih tekerrür ediyordu. Kimse bilmiyordu.

 

Selma Zümre Sezgin

──────────────────────────────────────────────────────────────────────

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır.

 

 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.