Ana SayfaYazıFelsefeYurdumsun Ey Uçurum! 1915-1921 Ermeni Kıyımı (Jenosit)

Yurdumsun Ey Uçurum! 1915-1921 Ermeni Kıyımı (Jenosit)

Turan Saçıl

Yurdumsun Ey Uçurum! 1915-1921 Ermeni Kıyımı (Jenosit)

(Tarih Felsefesinden Yararlanarak Anadolu Tarihi ve Türkiyeli Kimliği Üzerine Çalışmalar 1)

Başlarken:

Umudu öldürüp toprağa nefret ve kin tohumu ekmek isteyenleri anlatmak can acıtır. Ne yazık ki Anadolu’nun korku hafızası çok katmanlıdır ve eştikçe derinlerde hep daha fazlasını bulursunuz.

Türkiye toplumunun düne ait yapılmamış ötelenmiş öyle çok ödevi var ki şimdi hangisini tutsak, hangisine el atsak elimizde kalıyor bu yüzden. Bugün bir şey yapılmadığı için kahrolmak züğürt tesellisidir. Hiçbir şey bir anda olmadı. Toplum yapılması gerekenleri bir an önce yapmak zorunda, yüzleşmesi gereken acılar da buna dahil. Tarihin şahitlik ettiği en gerçekçi hal, bozulduğu zaman insandan daha korkunç bir yaratık olmaması durumudur.

Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak toplumsal bir vebadır Türkiye toplumunda. Kendi kimliğini yaşatabilmek için düşmana ihtiyacın varsa senin kimliğin hastalıklıdır aslında. Öyle ki tarihte Ermenilere yaşatılan acıları kabul etmek Türkleri ya da diğer Müslüman unsurları daha az şerefli yapmaz. Zira insanlık ve medeniyet yükseldikçe, yükselir yarınlar, renklenir umutlar. Tüm bunların yanı sıra demokrasiyi kabullendiğini iddia eden toplumlar her şeyden önce özgürlük olgusunu hazmetmeli. Özgürlük hakkında konuşabilmeyi, özgürce konuşabilmeyi, özgürlükle yüzleşebilmeyi… “Sadece devletin konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette hiçbir söze inanmayın” der sosyolog Ali Şeriati. Dolayısıyla özgürlük aslında doğrunun kavgasıdır. Tarihte yaşanmış acıları yapılan hataları hasıraltı etmek var olana yok demek haksızlık ve adaletsizliktir. Eğer böylesine büyük cinayetlere ve haksızlıklara karşı çıkamayacaksak neden eğitim alıyoruz, üniversiteler bitiriyoruz ki!

Tarihi ile yüzleşmeyen her toplumda soykırımlar yahut sosyal kıyımlar dozunu arttırarak devam eder. Coğrafya bir kaderdir doğru ama ileride yaşanacak kederlere hükmeder dik duranlar. Tarihi hakikatlere değinmekteki amaç acıları kanırtmak değil, aksine ünsiyet hâsıl eden parçalanmışlıkları ve bir türlü olgunlaşmayan çocuksu inatları bertaraf ederek savaşı oyun gibi gören sarayların yıkılmasını sağlamaktır.

İnancım odur ki; Anadolu halkının ama özellikle Türklerin kendi duygularına kölelik yapmaya son vermeleri Türkiye’yi tam bağımsız kılar.

TÜRKLER ANADOLUYA GELİN OLDU/11.YÜZYIL VE SONRASI

İlkçağ ve orta çağın ilk dönemleri Türk tarihinde çok farklı coğrafyalara yapılan göçlere sahne olmuştur. Türklerin, Altay Dağları’ndan başlayarak Karadeniz’in kuzeyinden bugünkü Macaristan topraklarına kadar uzanarak güneyde Hindistan ve İran içlerine kadar yayıldığı tarihi bir vakadır. 11. yüzyıl boyunca Türkler Anadolu’yu yurt edinmek için akınlar yapmış ve yüzyılın sonunda Doğu Roma İmparatorluğu’nun çekilmek zorunda kaldığı tarihi Armenia topraklarını yerleşmek üzere İstila etmiştir. Bahsi geçen coğrafya Türklerin takip ettiği güzergâh esas alınarak sıralanacak olursa; bugünkü Gürcistan’ın güneyinden itibaren Erzurum, Kars, Van, Muş illerini içine alarak Kilis, Antakya ve Adana’ya kadar uzanan bölgedir. Bunun dışında 11. yüzyılda Anadolu’nun çeşitli kentlerinde yaşayan Ermeniler de vardı. Artvin, Rize, Trabzon, Yozgat, Kayseri, Kütahya, gibi… Mezhep kaynaklı çeşitli ayrılıklardan dolayı Ermeni toplumu Doğu Roma İmparatorluğu yerine Selçukoğulları Devleti’nin sultasını kabul etmek zorunda kaldı. Selçukoğulları’nın tâbi olduğu İslam fıkhından ileri gelen zımmi hukuku gereği daha önce yaşadıkları hayatı, kısmen devam ettirebildiler. Zamanla yakın Asya’dan Anadolu’ya gelen diğer Türk yığınlarının da yerleşimlerini tamamlamasıyla iki kültür hızla birbirini etkilemeye devam etti. Konar-göçer usule meyleden bu Türk toplulukları, yüzyıllardır geneli itibari ile kent yaşamını benimsemiş Ermeni, Süryani, Rum milletlerinden çok şey öğrendi. Özellikle Ermeni ve Türk toplumlarının ilişkileri şiddete neden olmayacak şekilde ilerledi. Örneğin Selçukoğulları’nın kazandığı Dorileon Savaşı’ndan sonra sultanı tebrik etmeye gelen Ermeni patriğinin iyi niyetlerini iletmesi üzerine Sultan Kılıç Arslan ‘Dualarınız sayesinde’ diyerek mukabele etmiştir. Selçukoğulları’nın egemenliği boyunca yahut Osmanoğulları’nın 500 yıllık saltanatı süresince Ermeniler Anadolu Türk tarihinin otoriteye sadık unsuru kabul edilmişlerdir. Bununla beraber tarih boyunca özellikle Osmanoğulları saltanatı döneminde çeşitli görevlerde üstlenmişlerdir. Sanat tarihi üzerine adı çokça zikredilen ‘Sinan’ üstün yetenekli bir mimardır. Kayseri Ağırnas köyü doğumlu bir Ermeni olan Sinan sonradan Müslümanlığı kabul ederek devşirilmiş bir Osmanlı yeniçerisidir.

Dolmabahçe Sarayı ve Ortaköy Camii gibi eserlerin sahibi de yine bir Ermeni olan Balyan ailesidir. Musikide Hamparsum Limonciyan, Sebuh Ağa, Nikoğas Ağa adı zikredilmesi gereken önemli kişilerdir. Tiyatro alanında Güllü Hagop, Vartovyan Tiyatrosu, Mağakyan ve Fasulyacıyan Tiyatroları Anadolu tarihini renklendiren nice katkılarda bulunmuşlardır. Özellikle meşrutiyet sonrasında Rumlardan boşalan devlet memurluklarına Ermeniler getirilmiş Tanzimat ve Islahat Fermanı’n da etkisi ile meclise girmiş hatta bakanlıkta yapmışlardır. Imparatorluğun son yıllarında Agop Paşa hazine-i hassa nazırlığı, Gabriel Narodunkyan hariciye nazırlığı yapmıştır.

Yukarıda kısaca değindiğim Türklerin ve Ermenilerin toplumsal ilişkileri nasıl bozuldu?

Konuya perspektifi genişleterek bakacak olursak, Fransız İhtilali’ne kadar devam eden mezhep, din ya da cemaat eksenli yaşam ilkeleri 18. yüzyıldan sonra yerini milliyetçilik, hukuksal eşitlik ve adalet gibi kavramlara bıraktı. Bu yüzyıla kadar Ermeniler millî bir bağımsızlık bilincine sahip olamadıkları gibi, tâbi oldukları Osmanoğulları’nın özelikle Avrupa’da istila ettiği topraklarla da dini yorum farkı ve kültürel kopukluk nedeniyle ilgilenmiyorlardı. İşte uzun yıllar 19.yüzyıldaki şekliyle fiilen millî refleksler göstermemelerinin temel nedeni budur. Fakat bu dönemden sonra özellikle Islahat Fermanıyla beraber Osmanlı Devleti’nin girdiği savaşlarda da Osmanlı adına silah kullanmak zorunda kalan Ermeni toplumunda kısaca aşağıdaki nedenlerden ötürü milliyet kaynaklı bir uyanış başladı:

1-   Kendileri gibi, Osmanlı Devleti’ne tabi olan diğer gayrimüslim toplumlar (Rumlar, Sırplar, Bulgarlar) 100 yıl içinde, çeşitli zamanlarda bağımsızlıkları için isyan ederek özellikle batı normlarını oluşturan ülkelerin de destekleriyle (İngiltere-Rusya) ulusal devletlerini tamamen ya da kısmen kurabilmişlerdi. Bu durum Ermeni toplumunda, Osmanlı Devleti dışındaki nüfuzlu devletlerin (İngiltere-Rusya) dikkatini çekmek ve desteklerini almak için kuvvetli bir arzu doğurdu.

2-   Yayılmacı dış siyaseti ilke edinen Rusya, İngiltere, Fransa Ermenilerde gelişen bağımsızlık bilincini diplomatik olarak kullandı. (İmparatorluk tarihi boyunca Osmanoğulları saltanatı da dış siyasette -zaman zaman çok aktif olarak- bunu yaptı. Örneğin; Kanuni Sultan Süleyman döneminde Batı’nın bloklaşmasını imkansızlaştırmak için Fransa’ya verilen ayrıcalıklar (Kapitülasyon) bu türdendir. Reform döneminde Avrupa’da tüllenmeye başlayan Protestanlık, Osmanlı Devleti tarafından açıkça desteklenmiş ve özellikle Almanya’ya karşı bir koz olarak kullanılmıştır. Son yıllarda II.Abdülhamit’in ‘Kiliseler Meselesi’ ile balkan ülkelerinin birleşmesini ve Osmanlı Devleti için bir tehdit oluşturmasını engelleyen projesi de bununla aynıdır.) Dünya siyasetinde mantık ya da duyguların yerini Makyavelizm’in almış olması bu durumu sıradanlaştırır.

3-    Lale devri ile başlayan Avrupa’yı takip etme politikası özellikle Türkçü ‘Jön Türkleri’ doğuran Avrupa ülkelerine öğrenci gönderme siyasetiyle devam etmiştir. Bu süreç içinde Türk öğrencilerin yanında Ermeni öğrenciler de batı ilkelerinden beslenerek Avrupa şehirlerinde yaşamış ve Osmanlı ülkesine döndüklerinde kendi toplumları içerisinde bağımsızlık fikrini yaymışlardır.

4-   Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı ile Osmanlı ülkesindeki gayrimüslimlere tanınan eşitlikler ve ayrıcalıklar ve anayasa çalışmaları Ermeni toplumuna da özgürlüğü pozitif anlamda hissettirmiştir.

5-   Rumlardan boşalan memuriyetleri dolduran binlerce Ermeni sayesinde Osmanlı saltanatının siyasetinde ve bürokrasisinde yer alan Ermeni toplumu devlet yönetimde tecrübe kazanmıştır.

İSYAN ATEŞİ ALEVLENİYOR/ BERLİN KONGRESİ VE SONRASI

Tarihte ‘93 Harbi’ diye bilinen 1877-78 Osmanlı Devleti-Rus Çarlığı Savaşı sonrasında bozguna uğrayan Osmanlı Devleti II.Abdülhamit döneminde Rus işgali ile burun buruna gelmiştir. İstanbul il sınırları içinde bulunan Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelen Rus ordusu daha sonra imzalanan Ayastefanos Antlaşması’yla geri dönmüştür. İşte bu sürede yani Plevne zaferiyle, Rusların Yeşilköy’e gelmesiyle başlayan dönemde Ermeni patriği Rus ordusuna giderek tebriklerini iletmiştir. Bu ziyaret Osmanlı’nın durumunu görüşmek için toplanan Berlin Kongresinde istenen sonuca ulaşmış ve ilk defa Ermeniler, Rusya başta olmak üzere batı ülkeleri tarafından dikkate alınmıştır. Sonuçlarını Osmanlı Devleti’nin kabul ettiğini bildirdiği Berlin Antlaşmasının 61. maddesine göre Anadolu’nun doğusunda bulunan altı vilayette ıslahat çalışmaları yapılacaktır. Bu madde Osmanlı Devleti’nin ‘Vilayeti Sitte’ denilen ama bugünkü Türkiye il sınırları açısından 20 ile mukabil gelen Diyarbekir, Erzurum, Van, Ma’mürat-ül Aziz (Elâzığ), Sivas ve Bitlis olmak üzere altı vilayetinin Ermeni bir valinin riyasetinde, jandarma kuvvetleri de Ermenilerden oluşan birlikler tarafından idaresini kabul etmesi anlamına geliyordu. Bu bahsettiğimiz durum Türkler ve Ermeniler açısından yepyeni bir dönemin fitilini ateşlemiştir; bu tarihe kadar İmparatorluğun iç siyasetinde hiçbir zaman negatif unsur olarak algılanmayan Ermeni toplumu artık iç siyaset için tehdit durumundadır. Çok uluslu bir genetiğe sahip olan Osmanlı Devleti Fransız İhtilali’nden sonra başta Müslüman olmayan toplumların ve Müslüman olan diğer toplulukların dağılmasını önlemek için ‘İttihat-ı Anasır (Osmanlıcılık)’ fikrini kabul kabullendirmeye çalıştı. Bağımsız Yunanistan’ının kurulması Sırp ve Bulgar isyanları ile Ermeni toplumunun şimdiki bu tutumu bahse konu olan Osmanlıcılık fikrini akâmete uğrattı. Bu noktadan sonra Ermeniler kendilerini ilkesel olarak tutsak kabul ederek toplumlarını sınırlandırdığını düşündükleri Osmanlı Devleti’ne karşı 1918 Mondros mütarekesinde dahi altı Ermeni ili diye isimlendirilen toprakları işgal eden bir devlet nazarıyla bakarak komitalaşmaya başladılar(çetecilik). İlk ciddi isyan hareketi 1909’da Adana’da gerçekleşti. Olayı bu noktaya getiren sebeplerden biri Ermenilerin komitalaşması kadar dönemin siyasal gücü olan İttihat ve Terakki Partisi’nin bireysel silahlanmayı destekleyen adımlar atmasıdır. Bir Ermeni gencinin iki Müslümanı öldürmesi ile başlayan olaylar sonucunda Adana’da yaklaşık 15.000 Ermeni ve 1500 Müslüman ölmüştür. Neticede olaya müdahale eden hükümet tahkikat yapmış ve mahkeme kurdurtmuştur. Mahkeme sonucunda dönemin Osmaniye müftüsü de dahil 47 Müslüman ve 1 Ermeni suçlu bulunarak idam edilmiştir Adana olayına sebep olan durum 1890’da Erzurum’da yaşanan küçük bir isyan hareketi olarak gözükmektedir. Muhtemelen burada öldürülen Ermenilerinin intikamı üzerine bina edilen tetikleyici bir güdüden söz edebiliriz. Buradan sonrada Ermenilerin bağımsızlık hareketleri çeşitli şekillerde devam etmiştir. Komitacılık faaliyetlerinin yanında ‘Erzurum Kongresi’ ve başka kongre, seminer gibi çalışmalar yaparak milli şuuru geliştirmeye çalışmışlardır. Türk toplumunu da Ermeni toplumuna karşı kitleselleştiren bazı noktalara temas etmek gerekir. Şöyle ki;

1-   Plevne Savaşı’ndan sonra Ermenilerin Rus Çarlığına yakınlaşması Türkler için alçaltıcı bir adım olarak yorumlandı. Özellikle Berlin Kongresi’nde Ermenilerin takındığı durum iki toplumu karşı karşıya getirdi.

2-   1912 Balkan Savaşı’ndan sonra 200.000 Müslüman öldü ve Anadolu 1 milyona yakın Müslüman göçmen aldı. Bu trajik olaylar Türklerin de ‘Osmanlı’ olma bilincinden ayrılmasını ve kendilerince suçlu gördükleri gayrimüslim ‘ötekilere’ karşı kinini artırmasına yol açtı.

3-   Türkçülük ideolojisini temel politika kabul eden İttihat ve Terakki Partisinin yurt çapında yaptığı propaganda çalışmaları toplum içinde kendi devletini kuramamış ve Türk olmayan diğer Ulusları dışlayan algıların oluşmasına sebep oldu.

ERMENİ KIYIMI-1915

Tüm tarihsel arka planını anlatmaya çalıştığım Ermeni sorunu Anadolu’dan toprak koparabilecek yabancı unsurları temizlemek isteyen ve böylece Türk ulus devletini hâkim kılmayı amaçlayan İttihat ve Terakki Partisi tarafından kökten halledilmeye çalışılacaktır. Detaylara girmeden önce Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarına göre 1914 yılında yapılan nüfus sayımı esas alınırsa -ki Protestan olan Ermeniler bu rakama dahil değildir.- Anadolu’da yaklaşık 1 milyon 200 bin Ermeni bulunmaktadır. Ancak bu sayının daha fazla olması muhtemeldir; çünkü yabancı devlet kaynakları ile kiliselerin kayıtlarına bakıldığında Anadolu’da ortalama 1,5 milyondan fazla Ermeni yaşamaktadır. (Rumeli ve Anadolu Nüfusu 1914 kayıtlarına göre 18 milyon 520 binden fazladır)

1890’dan 1914’e kadar geçen sürede Ermeni sorunuyla ilgili olarak Osmanlı devleti kendince bazı tedbirler almıştır. Özellikle Ermeni komitacılara karşılık Türk köyleri silahlandırılmış ve kentler asayiş açısından üç farklı grupla desteklenmiştir. Bunlardan ilki II.Abdülhamit devrinde özellikle Kürt aşiretleri kullanılarak oluşturulan ‘Hamidiye Alayları’dır. Diğeri İttihat Ve Terakki Partisi ile organik bağı olan ve doğrudan harbiye nezaretine bağlı çalışan Teşkilât-ı Mahsusa birlikleridir. Teşkilât-ı Mahsusa’nın 1915 ile 1919 yılları arasında Ermeni kıyımında aktif görev aldığını ekleyelim. Bazı tarihçiler dönemin harbiye nazırı Enver Paşa’nın dahiliye nazırı Talat kadar Türkçü olmadığını ve dolayısıyla bu işte Teşkilâtı Mahsusa’yı kullandırmadığını söylese de bu doğru değildir. Üçüncü olarak Ermeni komitacılarına karşılık Türk çeteleri kurulmuş ve Ermeni köyleri basılarak katliamlar yapılmıştır. Bahattin Şâkir’in devlet gücünü kullanarak kurduğu bu çetelere Hasan İzzet Paşa’nın emriyle 9.Kolorduya bağlı birliklerden güçlü gençler verilir. Aslında Ermeni sorununun aslî tehlike görülmesindeki neden 1914’te başlayan 1.Dünya Savaşı’dır Anadolu’nun doğusundan gelecek Rus ordusuna Her türlü desteği vereceği düşünülen ‘Potansiyel Tehlike’ Ermeniler, öldürülerek veya en hafif tabirle bezdirilerek etkisizleştirilecektir. Ana gaye bu olsa da esasen 1914 için bu tez sadece bir vehimdir. Keza Osmanoğulları potansiyel tehlike anlayışına öteden beri yakınlık duymuştur. Kardeş katli meselesinde bile sonradan çıkması mümkün olan isyanların önlenmesi amaçlanmıştır. Çok küçük yaştaki şehzadeler dahi bu ön yargıyla boğdurulmuştur. Bu dönemde Anadolu’da görev yapan dönemin Osmanlı müttefiki Alman subay Louis Mosel yukarıda bahsettiğim Türk çetelerini ‘caniler’ olarak tanımlar. Bu çetecilerin büyük kısmı Sarıkamış hezimetinden sonra dağılmış ve kaçarken birçok Ermeni hatta Türk köyünü de yağmalamışlardır. 1.Dünya Savaşı’nı bir neden olarak gösterse de başta dahiliye nazırı Talat olmak üzere İttihat ve Terakki Partisi Ermenilerden kurtulmak veya Anadolu’yu yabancı unsurlardan temizlemek için bu savaşı bir fırsata çevirmiştir.

Olayların başlangıcı İstanbul’da bulunan 250 Ermeni aydınının Ermeni komitaları ile ilişkisi olduğu öne sürülerek Çankırı ve Ayaş’a sürülmesine dayandırılır. İlgili bu karar 24 Nisan 1915’te alınarak uygulanmıştır. Tüm Ermenileri ilgilendiren ‘Tehcir Yasası’ ise 27 Mayıs 1915’te çıkar. Ermeni aydınlarının sürgünü, zaten yanmakta olan isyan ateşini alevlendirmiştir. Anadolu’da oluşan olumsuz hava Türklerin içinde filizlenen kini de etkiledi. Sürgüne tabi 250 Aydın’dan bazılarının isimleri ve meslekleri şöyledir;

Prof.Dr. Krikos Zohrab } Yazar, Avukat,Şair

Haçadar Malumyan } Editör

Diran Kelekyan } Öğretim üyesi, Sabah gazetesinin sahibi

Nazret Dağavaryan } Doktor, Yazar

Hagop Terziyan } Eczacı

Rupen Zartavyan } Siyasetçi, Yazar

Dikran Çöğüryan } Ressam, Öğretmen, Vostan gazetesi sahibi

Yenovk Şahen } Aktör, Oyuncu

Yukarıda ismi geçen tüm Ermeniler devlet tarafından öldürüldü. Bir ay içerisinde sürgün edilen sayı ‘2345 bin’ kişiye ulaştı ve mayıs ayı sonunda tüm Ermeniler için yasa çıkartıldı. Haziran, temmuz ve ağustos aylarında Ermeniler bölükler halinde Suriye çölündeki ‘Deyrizor’ şehrinde bulunan kamplara cebri yürüyüşe [Çok azı müstesna(trenle)] tabi tutuldu. Devletin aldığı bu karar yine devletin tâbi olduğu İslam hukukuna göre uygun görülüyordu. İslam peygamberi Hendek Savaşı’ndan sonra Beni Kurayza Yahudilerini Medine’den sürmüştü. Ancak burada bir fark var; Beni Kurayza Yahudileri savaştaki ihanetleri nedeniyle sürüldü. Ermeni sürgünü ise muhtemel bir ihanetin önüne geçmek için yapıldığı söylenen bir vak`adır ki bahse konu olan Yahudiler bir şehir halkının ufak bir kısmıdır, Ermeni sürgünü Anadolu’nun doğusuyla başlamış ve tüm ülkeye yayılmış bir karardır. Ermenilerin yanı sıra Mardin ve Diyarbakır’daki Süryaniler ile Hakkâri’de bulunan Nasturîler de tehcir edilmiştir.

Tarihi kayıtlara göre, yol güzergahı sağlıklı bir insanın aşabileceğinden çok daha zor şartlara sahipti. Kadınları, yaşlıları ve çocukları dikkate alırsak imkansızın istendiğini söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra devlet, tehcir edilenlere değerli eşyalarını yanlarında götürmelerini tebliğ etmişti. Böylece bu katliamlar, ardından gelen yağmalar sayesinde birçok kişiyi de diğer kıyımlara teşvik etmiştir. Savaşta olan Osmanlı Devleti’nin neredeyse tüm askeri unsurları cephelerdeydi. Dolayısıyla zaten zor bir yol güzergahına mahkûm edilen Ermenileri korumakla görevli birlikler sonradan oluşturuldu. Ayak takımı ve askeri disiplinden yoksun bu korucular, tehcir edilenleri korumadığı gibi katliamların da başını çekmiştir. Öyle ki yapılan birçok kıyım arkasında görgü tanığı bile bırakmadan neticelenmiş ve kayıtlara bile geçmemiştir. Bahsettiğim bu tablo Osmanlı devleti için kendine ait bir tebâadan yani devleti anlamlı kılan ana yapıcıların en az birinden açıkça bir vazgeçiştir. Ermeniler tehcir yasasıyla suçlu-suçsuz, kadın-erkek ayrılmadan tümden ölüme mahkûm edilmiştir. Bunun yanı sıra 1500 kilometrelik bir yolu cebren yürümek zorunda bırakıldıkları için yol boyunca sorumluluğu devlete ait olan yiyecek ve barınma ihtiyacının yanında güvenlikten de mahrum bırakılarak ölüme terk edilmişlerdir. Ayrıca sivil halk ve memurlar tarafından açıktan ya da gizli olarak katledilmişlerdir. Sadece ateşli silahlarla değil balta, tırmık, taş benzeri cisimler de bu kıyımlar esnasında kullanmıştır.

“Ne bu anlatılanlar ne o küller içinde debelenen Ermeniler, ne dehşetin sarhoşluğunu üzerinden atamamış, gözlerinde acı ve şaşkınlık okunan yetimler ne kayıplarının acısıyla kıvranan dullar ne de kolu bacağı kesilenlerin kanlı sancılı yaraları… Bunların hiçbiri yetmez o cehennem günlerinde yaşananların karanlık ve gerçek derinliğini tam olarak kavramamıza.”

Zabel Yesayan (Yıkıntılar Arasında Kitabından)

RAKAMLAR

1.Talat Paşa’ya ait olan ve 1983’te ‘’Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi’’ adıyla yayımlanan ve Talat’ın eşi tarafından teslim edilen belgelere göre 1915’ten 1916’ya kadar 970 binden fazla Osmanlı vatandaşı Ermeni resmi nüfus kayıtlarına göre ortadan kayboldu.

2.Justin McCarthy[2]’ye göre kıyıma uğrayan toplam sayısı 850 bindir.

3.Toynbee[3] tehcir edilen Ermeni sayısını 1 milyon/1 milyon 200 bin olarak, öldürülen rakamı ise 600.000 vermiştir.

4.Dönemin Alman yetkilisi Max Erwin Von Schebner Richter ‘e göre 100.000’den daha az Ermeni tehcirden kurtulmuştur. (1914 rakamlarını esas alırsak 1.100 bin Ermeni tehcir edilmiştir anlamı çıkar)

5.1919 rakamlarına göre 277 bin Ermeni tehcirden sonra Anadolu’ya geri dönmüştür. Bu son kayda şöyle yaklaşmamız daha aydınlatıcı olur; 1915’te çıkartılan tehcir yasası ile tehcir edilenlerin mallarına dair bir yasada çıkartıldı. Kısaca bu yasaya göre Ermenilerin veya Ermeni vakıflarının taşınmaz malları Osmanlı devleti idaresi tarafından korunacak ya da işletilecek ve tehcire sebep olan haller ortadan kalktıktan sonra geriye dönen Ermenilere malları iade edilecekti. Biraz akıl yürütürsek doğup büyüdüğünüz, yaşadığınız atalarınızın doğup, büyüyerek, yaşadığı ve öldüğü memleketinizden sürgün ediliyorsunuz. Bu sırada arkanızda madden ve manen çok değerli malları bırakmak zorunda kalıyorsunuz. Çok değil dört yıl sonra yasak kalkıyor ve 1500 km’yi tekrar geri dönerek (Bu kez cebri yürüyüş şartı yok) memleketinize ve mülkünüze kavuşacaksınız dönmez miydiniz? Tabii ki dönerdiniz. Pekâlâ nerede bu Ermeniler?

6.Geri dönen Ermenilerle birlikte sürgün olmamış ya da kaçarak kurtulmuş diğer Ermenilerin bir kısmı 1919-1921 İstiklal harbi sırasında toplu katliamlara maruz kalmıştır. (Bu hadiseye minyatür soykırım da denilir.) doğu cephesinde gerçekleştirilen bu kıyımlar sırasında 60.000 ile 98.000 arasında rivayet edilen sayıda Ermeni Türkler tarafından öldürüldü. Hatta Kazım Karabekir’in bahse konu olan Ermeni yetimlerine sahip çıkarak devşirdiği ve dahi bir kısmını askeri okullara yönlendirdiği rivayet edilen bir söylemdir.

İTİRAFLAR

Hüseyin Cahit Yalçın (Yazar, gazeteci, siyasetçi) } ‘Memleketin Ermenilerden arınması müthiş ve memleket için zaruri olduğu açıkça anlaşılan bir karardır.’

Celal Bayar (Siyasetçi, eski cumhurbaşkanı) } ‘Mayıs-Ağustos 1914’te harbiye nezaretindeki toplantıların başlıca konusu Anadolu’nun gayri Türk yığınlarından tasfiyesiydi.’

Halil Paşa (Kut) (Teşkilât-ı Mahsusacı, Kût’ul Amare komutanı, Türk siyasetçi)

} ‘Vatanımın en korkunç acı günlerinde vatanımı düşmana esir olarak tarihten silmeye kalktıkları için son ferdine kadar yok etmeye çalıştığım Ermeni milleti! bugün Türk milletinin alicenaplığına sığındığın için…

…Eğer yine bir takım şuursuz komitacıları takılarak Türkiye ve Türk vatanında ihanete kalkarsanız bütün memleketimizi saran ordularına emir vererek dünya üzerinde nefes alan tek Ermeni bırakmayacağım.’

Talat Paşa (Dönemin içişleri bakanı) (Arkadaşı Halil Menteş’in hatıralarından) } “Ermenilere dair … fakat ben onlara yapmasaydım onlar benimkilere yapacaklardı… millî mevcudiyet kavgası.’’

Mustafa Kemal (Kurucu eski Cumhurbaşkanı) } (Vahakn N. Dardian[4]’ın aktardığına göre) “Ermenilerin başına ne geldiyse kendi politikaları sebebiyle gelmiştir.”

Yusuf Hikmet Bayur (Siyasetçi, tarihçi) } ‘Bir çok memur haddinden fazla zulüm ve şiddet göstermiştir.

NİHAYETİNDE

Henüz Osmanlı Devleti’nin varlığını resmen sona ermemişken 1916 ile 1919 yılları arasında Osmanlı mahkemelerince yapılan adlî soruşturma ve mahkemelere göre tehcir esnasında işlenen çeşitli suçlar nedeniyle ‘1397 kişi’ hüküm giymiş bunlardan 67’si idam edilmiştir. 1906-1922 yılları arasında çeşitli sebeplerden dolayı Ermeni Sorunu dahil Anadolu ve Kafkaslarda 517.953 sivil Müslüman öldürülmüştür. Pek çok tarihçiye göre Ermenilere uygulanan sistematik kıyımın nedeni temelde ırkçılığın dışında kalan diğer sebeplerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (Ermenistan Azerbaycan ve Gürcistan’ı da temsil ediyor) 13 Ekim 1921’de imzaladığı Kars Antlaşmasının 15. maddesine göre (Madde 15- Bağıtlı Taraflardan her biri işbu Antlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, Kafkas cephesindeki savaş nedeniyle işlenen cinayet ve cürümler için öteki Taraf uyrukları yararına tam bir genel af ilan etmeği yükümlenir.) önceden işlenmiş tüm suçların üstü kapatılacak ve soruşturulmayacaktır. Antlaşmayı Kazım Karabekir Türk hükümeti adına, Yakov Genetsky Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adına, Aşkonaz Mrevyan Ermenistan adına imzalamıştır. Böylece yeni bir devlet kurmaya çalışan Ankara hükümeti arkasında bıraktığı en büyük sorunu ortadan kaldırdığını sanmıştır. Tüm bunlarla beraber Türkler gibi Kürtlerin de Ermeni kıyımında aktif olduğunu ifade etmiş olalım. Vahank Dadrian’a göre (The History Of The Armanian Genocide) Osmanlı bürokrasisinden ziyade İttihat Ve Terakki Partisine bağlı unsurlar ve özellikle Teşkilatı Mahsusa kıyımdan sorumludur. Bu arada Ermeni soykırımı ile ilgili iddialar hakkında hiçbir tezi ciddiye alınmaması gereken ilk kişi ne yazık ki Türk Tarih Kurumu eski başkanı Yusuf Hallaçoğlu’dur. Zira verdiği rakamlar ve iddiaları taraflı ayrıca ciddiyetten uzaktır.

Buraya kadar idrak ettiklerimizin ışığında Osmanlı Devleti’nin 1915 ile 1922 yılları arasında Ermenilere yönelik bir kıyım yaptığı çok açıktır. Pekâlâ bu bir soykırım mıdır?

ERMENİ KIYIMI BİR SOYKIRIM MIDIR?

Ermeni toplumunun yaşadığı bu tarihi acının adı ne olursa olsun yaşanan ıstırap azalmayacak ya da acılar hafiflemeyecek. Ancak yine de tarihi sorumluluğumuz gereği olguları doğru tanımlamaya mecburuz. Soykırım ya da jenosit (Genoside) Raphael Lemkin tarafından resmi otoritelerin sistematik ve kasıtlı katliamını tanımlamak için 1943’te kullandığı bir sözcüktür. Raphael Lemkin başta olmak üzere tarihçiler bu anlamda ilk soykırımın Ermenilere yapıldığını kabul eder. Bugün dünyada 29 ülke (Almanya, Avusturya, Belçika, Brezilya, Rusya, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre, İtalya, Kanada, Yunanistan ve 40 eyaletiyle Amerika Birleşik Devletleri [Fedaral meclis hariç]) ve birçok ulusal kuruluş (Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Dünya Kiliseler Konseyi) bu yaşanan acıları soykırım olarak nitelendirmektedir.

Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Aralık 1948’de 140 ülke tarafından (Türkiye dahil) kabul edilmiş ve imzalanmıştır. Buna göre soykırım ulusal, etnik, Irksal ya da dinsel bir öbeğin tümünü ya da bir bölümünü yok etme niyetiyle

  1. a) Öbek üyelerinin öldürülmesi,
  1. b) Öbek üyelerine fiziki ya da ruhsal açıdan zarar verilmesi,
  1. c) Öbeğin fiziki varlığını tümüyle ya da kısmen sona erdirecek yaşam koşullarıyla yüz yüze bırakılması,

d)Öbek için çoğalmanın önlenmesi,

  1. e) Öbek bünyesindeki çocukların başka öbeğe aktarılması eylemlerinden herhangi birinin işlenmesidir.Yani Türkiye’nin de dahil olduğu uluslararası hukuka göre a, b, c maddeleri gereğince Osmanlı Devleti’nin kendi bünyesindeki unsurlardan biri olan Ermenilere 1915 ile 1919 yılları arasında yaşattığı maddi ve manevi kederlerin adı soykırımdır. Yine aynı sözleşmeye göre cezalandırılacak eylemler;
  1. a) Soykırım,
  1. b) Soykırım yapmak için gizli antlaşmalar yapmak,
  1. c) Soykırım da bulunulması için doğru da ya da dolaylı olarak kışkırtmak,
  1. d) Soykırıma teşebbüs
  1. e) Soykırım eylemine ortak olmak şeklindedir.

Fakat şuna değinmek zorundayız ki bahse konu olan bu sözleşme yayınlandığı tarihten itibaren geçerlidir ve dolayısıyla ilk defa ‘Ruanda’ ile ilgili bir ihlâl söz konusu olduğu zaman dikkate alınmıştır. Almanların Nürnberg Mahkemeleri’nde mahkûm olduğu ‘Holokost’ ile ilgili yaptırımlar ya da değerlendirmeler için Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi esas alınmamıştır. Dolayısıyla tanımının daha sonradan yapılmış olması suçun önceden işlenmiş olmasını engellemez. Ayrıca zaten Ermenilere yapılanlar 1914-1919 yılları arasında geçerli olan devletler arası hukuka göre savaş suçu sayılmaktadır. Hatta Osmanlı hukuk sistemine göre de bu yaşananlar birer suçtur ve bundan dolayı ‘1397 kişi’ hüküm giymiştir. Yani önceden yasalarla serbest olan fiillerin sonradan suç unsuru olarak tanımlanması söz konusu değildir. Genel anlamda ifade edecek olursak soykırım bir milletin anında yok edilmesi anlamına gelmez. Açıkça bir grubun yok olması niyetiyle grubun elzem yaşam kaynaklarının yok edilmesini amaçlayan örgütlü bir planı ifade eder. Binaenaleyh Amerikalıların yerlilere yaptıkları, Almanların Yahudilere uyguladıkları, Rusların Tatar sürgünleri ve katliamları birer soykırım suçudur. İşte bunlar gibi Osmanlı Devleti’nin ‘Ermeni Tehciri Yasası’ ve sonrasında yaşanan olaylar sistematik planlı bir kıyım hareketidir. Raphael Lemkin’in İfadeleri içinde tipik bir Jenosittir [Soykırım].

TÜRKİYE TOPLUMU VE TÜRKİYE DEVLETİ NE YAPMALI?

1.Gerçekler her ne ise hakikatin açıkça aynelyakîn tecellisi için özellikle Türk Devleti tüm engelleri kaldırmak ve sorunun geçiştirilmesine değil çözülmesini odaklanmalı. Bu bir mecburiyet.

2.Türkiye Devleti soykırımı kabul etmese bile yaşanan bu ‘Büyük Felaket ’in müthiş bir cinayet olduğunu kabullenmelidir.

3.Sonucunda devlet üzerine düşeni yapmalı ve Ermenilerden özür dilemeli; çünkü adaletin gereği haksızlığın tazmin edilmesini doğurur. Bu bağlamda açıkça soykırımı kabul etmese bile felaketi kabul eden devlet için maddi tazminat yükümlülüğü doğar. Fakat şunu da ifade etmek zorundayız ki ‘Toprak Meselesi’ anlatıldığı ya da toplum içinde anlaşıldığı şekilde çözümlenemez. Fakat gayrimenkullerin sahiplerine iade edilmesi, bu mümkün değilse maddi karşılığının verilmesi gerekir.

4.Türkiye toplumu için Ermeni Soykırımı meselesi aynı zamanda bir özgürlük sorunudur. En azından öncelikle toplumda genel kabul görmesi için açıkça konuşulabilmelidir. Devlet tarafından dikte edilen suni ve zorunlu tarih dersinden vazgeçilmeli ve tarih anlatımında demokrasi ilkesi kayıtsız şartsız benimsenmelidir.

Aktüel Değerlendirme;

Fakat bu bağlamda günümüzdeki gerçekliği göz önüne alarak yaklaşacak olursak hızla otoriterleşmekten hızla kaos rejimine savrulan Türkiye Devleti ve kahir ekseriyeti itibariyle doğru bilgiden uzak ya da mahrum faşizm propagandasına maruz Türkiye toplumu için bu durumlar şimdilik imkansızdır. Ancak yine reel bir gerçeği ifade edecek olursak Nazım Hikmet’in tarzıyla ‘Amerika’nın yarı sömürgesi sayılan’ Türkiye, Ermeni Soykırımı’nın Amerika Birleşik Devletleri tarafından kabulü durumunda hukuki yaptırımlara maruz kalacaktır ve ilk önce gerilen uluslararası siyasi durumu yumuşatmak için Ermenileri muhatap alarak onurlandırma yoluna gidecektir.

Bugüne kadar Türkiye Devleti tarafından Ermeni Soykırımı’na dair iddiaların araştırılmasından bile kaçınılmasındaki temel faktör, hiçbir hükümetin Türk toplumu nezdinde kabul görmesi muhtemel olmayan bu duruma bulaşarak siyasi intiharı göze alamamasındandır. Yine bugün Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan Karabağ Savaşı bir başka engeldir. Zira Türkiye Azerbaycan’ı bu noktada harcamaktan kaçınacaktır.

Tüm bu siyasi atmosferle beraber Türkiye Devleti dünyadaki Ermeni diasporasının gücünü de dikkate almak zorundadır. Dünya genelinde bugün 8 milyon Ermeni yaşamaktadır. Bu nüfusun sadece 3 milyon 229 bini Ermenistan’da yaşamaktadır geriye kalanı diğer ülkelerde ikamet etmektedir. Özellikle Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa Ermeni nüfusunun yoğun olduğu ülkelerken, ABD ve Fransa ise diasporanın en güçlü faaliyet gösterdiği ülkelerdendir. Bu bağlamda dünyadaki Türkiye ve Türkler imajı adına Türkiye Devleti hiçbir şey yapmamasının yanı sıra sürekli olarak kan kaybetmektedir. İmaj ülkeler için nüfuz adına çok değerlidir. Almanya, Bismarck’dan sonra dış siyasette hayalci tutumundan hiç vazgeçmedi. Bu nedenle birinci ve ikinci Dünya Savaşında imajından çok şey kaybetti. Almanya Goethe, Beethoven, Hegel, Marx ile bilinmek isterdi şüphesiz, buna paralel olarak yeniden imaj tazelemek için çok

güçsarf etti.

Son Söz;

Sıcak evinde çay-çorba eşliğinde müskir ve meş’um televizyon programlarına (propagandalarına) müptela olanlara elbette tarihi acılara ve bir soykırım yaşandığıa inandıramazsınız. Ama 21. yüzyılın modern anlayışlarına ve demokratik kazanımlarına rağmen ‘kuyruksuz Kürt’ diye hakarete uğrayan ve makatına cop ile işkence edilenler, ‘komünist üniversiteli’, ‘vatan haini cemaatçi’, ‘hafif kadın’, ‘affedersiniz Ermeni’ hakaretlerine ve dışlanmışlıklarına şahit olanlar ya da maruz kalanlar o gün neler yaşandığı hakkında daha yakın tahminlerde bulunur. Buradan hareketle sizden olmayanların da acılarını paylaşın ve ‘adaletsiz rejimi adaletle yıkın[5]’. Kabul edelim ki düşünmek zor bir sanattır ve bu yüzden insanların pek çoğu ‘çoğunluğu’ takip eder. Ama bu onların galip olduğunu göstermez. Bazen asıl galipler mağlup görünenlerdir.

Tüm insanlık adına bugünün ezilenleri! Dünün bestesini tamamlamadan yarının şarkısını söyleyemezsiniz.

Not: Bu yazı içeriği itibariyle tamamen bilimsel metotlar gözetilerek ve sadece kaynaklardan elde edilen (belgeli) bilgilerle vücuda getirilmiştir.

KAYNAKÇA:

-Prof.Dr.V.V. Barthold } Orta Asya Türk Tarihi

-Prof.Dr. Osman Turan } Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti

-Prof.Dr. İdris Bal – Mustafa Çufarlı } Dünden Bugüne Türk-Ermeni İlişkileri

-Prof.Dr. Yavuz Ercan } Türkiye’ de Azınlık Sorununun Kökeni (Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Gayrimüslimler) [Makale]

-Prof.Dr. Ahmet Akgündüz – Doç.Dr. Said Öztürk } Bilinmeyen Osmanlı

-Prof.Dr. Bayram Bayraktar } 1878 Berlin Kongresinden Günümüze Ulus Devletler/İnşa Sürecinde Büyük Güçler ve Türkiye

-Prof.Dr. Yusuf Hallaçoğlu }Ermeni Tehciri

-Prof.Dr. Vahakn N.Dadrian } Ermeni Soykırımı Tarihi, Balkanlardan Anadolu ve Kafkasya’ya Etnik Çalışma

-Yrd.Doç.Dr Ali Güler } Osmanlı Devletinde Azınlıklar

-Y.Doğan Çetinkaya } Osmanlı’yı Müslümanlaştırmak, Kitle Siyaseti, Toplumsal Sınıflar, Boykotlar ve Milli İktisat

-Hasan Kuruyazıcı } Batılılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları

-George Rude } Fransız Devrimi

-Şerif Mardin } Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1855-1908

-Remzi Çavuş } İngiliz Basınında Plevne Savunması

-Mehmet Ün } 93 Harbinden Balkan Savaşına / Rumeli’ye Veda

-İlber Ortaylı – Erol Sadi Erdinç } İttihat Ve Terakki

-Mümtazer Türköne } Siyasal İdeoloji olarak İslamcılığın Doğuşu

-Halil İnalcık } Osmanlı ve Modern Türkiye

-Taner Akçam } Ermenilerin Zorla Müslümanlaştırılması

-Zabel Yesayan } Yıkıntılar Arasında

-Kemal Çiçek } 1909 Adana Katliamı: Üç Rapor

-Kollektif (Gökkubbe yay.) } Türk Dış Politikası

-T.C Başbakanlık Devlet Arşivi (2008) } Osmanlı Belgelerinde Ermeni İsyanları

-Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

-www.wikipedia.com

-www.kultur.gov.tr

[1] Cemal Süreya’nın Uçurumda Açan şiirinden.

[2] Amerikalı tarih Profesörü.

[3] İngiliz tarihçi. Profesör.

[4] Ermeni asıllı Amerikalı Sosyoloji Profesörü

[5] Mahatma Gandi

──────────────────────────────────────────────────────────────────────

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır. Öteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments