ŞÜPHEDEN DEVLET YARARLANMAZ

Av. Feyza Nur Yanmaz

Şüpheden Devlet Yararlanmaz

 

“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.” diyoruz, diyor AİHS Madde 3, Anayasa madde 17/3. Peki, gerçekten Türkiye’de durum böyle mi?

Kötü muamele yasağı mutlak niteliktedir. Buna göre mağdurun durumu, davranışı ya da bireyin işlediği iddia edilen suçun niteliği, suçun devletin güvenliğine karşı işlenmiş olması ya da terör suçu olması gibi herhangi bir gerekçe ile istisnalarının öngörülmesi mümkün değildir. Ayrıca bu yasak devletin yetki alanındaki herkes için geçerlidir. AİHM, suçla mücadelenin, özellikle de örgütlü suç ve terörle mücadelenin yadsınamayacak zorluklarla dolu olduğunu kabul etmektedir. Aynı zamanda, bu gibi suçların araştırılmasının gerekliliğine de inanmaktadır. Bu bağlamda, AİHM bu gibi suçların takibinde delillere ilişkin kurallar ve usuli güvenceler bakımından AİHS’de öngörülen sınırlama sebeplerine riayet etmek koşuluyla bazı istisnalara izin verilebileceğini de kabul etmektedir. Ama tüm bu zorluklar, kişilerin fiziksel bütünlüğünün korunmasını, bir başka deyişle kötü muamele yasağına ilişkin mutlak nitelikteki kuralı hiçbir şekilde kısıtlayamaz, bir istisna getiremez.(1)
Sorgu ve ifade alma sırasında kötü muameleye başvurulması ve kötü muamele uygulayarak elde edilen bilgilerin delil olarak kullanılmaması konusundaki yasaklar mutlaktır. Savaş hukukunu düzenleyen, AİHS madde 15 ve Anayasa madde 15 dokunulamayacak birtakım hak ve özgürlükleri sıralarken bunların arasında işkence yasağını da muhafaza etmiştir. Peki gerçekte durum bu mu, gerçekten muhafaza ediyor muyuz?

Gözaltına alınan insanlara zihin bulandırma amacıyla uygulanan ve bir diğer adı ”derin sorgulama yöntemi” olan, beş teknik olarak ifade edilen insanlık dışı muameleden haberdar mıyız mesela. Duvar dibine dikme, başlık geçirme, gürültü verme, uyutmama, yiyecek ve içecek vermeme, aç bırakma, susuz bırakma, Çıplak arama, fiziksel şiddet, uzun süre ters kelepçeye maruz bırakma… 12 gün gözaltında kollarınızın tersten bağlı olduğunu düşünün ve bu durumdayken neredeyse çıplak olduğunuzu, zaman zaman hakaretlere ve fiziksel şiddete maruz kaldığınızı düşünün. Düşünmesi bile acı veriyorken, 21. Yüzyılda bu topraklarda insanlar bu insanlık dışı muameleye maruz bırakılıyor, işkenceye uğruyor, en hafifiyle onur kırıcı bir davranışa tabi tutuluyor.

Türkiye’nin AİHM kararlarında en çok etkin soruşturma yürütülmemesinden dolayı hak ihlali kararı verildiğini biliyor muyuz? Henüz etkin soruşturmanın dahi yapılamadığı topraklarda işkence gördüğünü ifade etmek isteyen insanlar nasıl sesini duyurabilir? Soruşturmanın sümen altı edildiği, savsaklandığı, gereğinin yapılmadığı yerde işkence vardır veyahut yoktur denilebilir mi, denilse dahi kamuoyu güvenini kazanabilir mi? Devletin koruma, olayı aydınlatma ve neticeten yaptırım uygulama yükümlülüğü doğrultusunda şüpheden sanık yararlanır ama ŞÜPHEDEN DEVLET YARARLANMAZ. Basit şüphe halinde dahi devletin işkence var mı yok mu incelemesi ve olayı tüm berraklığıyla açıklığa kavuşturması gerekir. Peki gerçekte durum böyle mi? Bu kadar hassas bir meselede işkenceye ilişkin hak ihlalinin şüphesi oluştuğunda durumdan haberdar olan soruşturma makamlarının, başvuruyu ivedilikle, hatta başvuru yapılmasa dahi re’sen ele alınması gerektiği içtihatlarla belirlenmişken, bu süreç uygulanıyor mu yoksa hasır altı mı ediliyor? Bir ihlal iddiası söz konusu olduğunda hareketsiz kalınmayarak hızlı bir ilk tepkinin verilmesi kamunun, devlete ve hukuka olan güvenini sağlaması için zorunludur. Ancak tam tersi bir tutum toplumda hukuk devletine olan inancı yıkar. Kadın, erkek, insanların çıplak aramaya maruz bırakıldığı, yarı çıplak gözaltında bekletildiği, ters kelepçeyle günlerce gözaltında kaldığı, cezaevinde işkenceye maruz bırakıldığı, cezaevinde kalamaz raporuna rağmen hasta insanların cezaevinde tutulduğu, yüzlerce bebeğin cezaevinde büyüdüğü, doğum yapmak üzere olan bir kadının doğum yapmasının ardından tutuklanması için doğumunun bitimini, kapı önünde bekleyen polislerin olduğu bir toplumda elimizi vicdanımıza koyup etkin soruşturma yapılıyor diyebiliyor muyuz?

Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesinin(CPT) 2020 yılına ait raporunda, son 60 yıl içinde en az bir insan hakkı ihlaline hükmedilen karar sayısında, Türkiye’nin birinci sırada olduğunu, 1959-2019 döneminde en az bir insan hakkı ihlali olduğuna hükmedilmiş davalara baktığımızda ise en çok davanın Türkiye’ye ait olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda en az bir insan hakkı ihlali olduğuna karar verilmiş davaların %16’sı ise Türkiye’ye ait.

Öte yandan bugüne kadar Türkiye’ye karşı açılan AİHM dava sayısı 3 bin 645 iken bu davaların %88,5’inde AİHM, en az bir hak ihlali olduğuna hükmetti. Son 60 yıl içinde Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hiçbir maddesini ihlal etmediğine hükmedilen karar sayısı ise yalnızca 87.
Bununla birlikte 2019 yılında karara bağlanan 113 davanın 96’sında da yine en az bir hak ihlali olduğu saptanmıştır.

Bu utanç verici 1. sıralamanın üzerine Türkiye’de de mecliste ceza infaz düzenlemesi için görüşmeler başlamış, ancak yaklaşık 90 bin kişiyi ilgilendiren düzenleme; tutuklu gazetecileri, siyasetçileri ve öğrencileri kapsamamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin açıkladığı güncel istatistiklere göre, adli düzenlemeden
önce 31 Aralık 2019’da yaklaşık 59 bin 800 başvuru AİHM’de beklemedeydi. Söz konusu başvuruların %15,5’inin muhatabının yine Türkiye olması acı verici bir hadise.

Komite, 2017 yılında yaptıkları görüşmelerde polisin aşırı güç kullanımı ve gözaltı merkezlerindeki kaba dayak ile ilgili çok sayıda şikayet aldıklarını belirtmiştir. Komite, 2019 yılı raporunda da, tüm yetkililerin kötü muamelenin sona erdirilmesi için kararlı bir şekilde çalışma yürütmesi gerektiğinin özellikle altını çizmiştir.

CPT özellikle ağır ve ciddi suçlar söz konusu olduğunda, polis gözetimindeki kişilerin avukata erişiminin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini önemle vurgulamıştır. Bunun, kötü muamelenin önlenmesinde de çok önem taşıdığı izahtan varestedir. Özellikle gözaltı merkezlerinin kötü koşullar taşıdığına dair uyarılar da raporda yer almıştır. Yine CPT’nin raporunda hapishanelerle ilgili bölümde ise cezaevlerinin aşırı kalabalık olmasına dikkat çekilmiş, mahpuslarının çoğunun kendi yatağı olmadığı, yere serilen yatakların üzerlerinde uyudukları raporda yer almıştır. Ayrıca mahpusların sağlık hizmetine ulaşabilmesinin önemine dikkat çekilmiş ve bu konuda yaşanan sorunların maalesef ki bir çözüme kavuşturulmadığı yine raporda yer almıştır.

Raporda, gözaltında veya cezaevlerinde kötü muamele yapılmasına kesinlikle müsamaha
gösterilmediğine dair güvenlik güçlerine açık ve net mesaj verilmesi gerektiğinin tekrar ve tekrar ifade edildiğini görüyoruz. CPT raportörleri, kendilerine aktarılan vakaların çoğunda dayak veya kötü muamelenin ya kişileri itirafa zorlama amacıyla ya da cezalandırma amacıyla yapıldığına da dikkat çekiyor.
Sadece CPT Raporu değil, İnsan Hakları Derneği’nin işkence raporunda da, işkence ve kötü muamelenin en çok gerçekleştiği yerlerin cezaevleri, en çok gerçekleştirenlerin ise gardiyanlar olduğu belirtilmiştir.

İşkence ve kötü muamele yapılan yerler arasında ilk sırada 335 olayla cezaevleri, sokakta 168, gözaltına alınırken 81, gözaltında 80, zırhlı araç içinde 24, kırsal bölgede 12, diğer kamu kurumlarında 11 ve askeriyede 9 olay yaşandığı belirtiliyor. Raporda, işkence ve kötü muamele olaylarının yüzde 45’inin gardiyanlar tarafından, yüzde 47’sinin ise cezaevlerinde yapıldığına dikkat çekiliyor. İHD’nin raporlarına göre hak ihlaline ilişkin olarak en çok
başvurunun 2016-2019 arasında yapıldığı ifade edilmiştir. Rapora göre gözaltına alınırken gerçekleştiği iddia edilen işkence ve kötü muamelenin çoğunluğu eve ilk giriş anında, kameraların olmadığı geçişlerde, zırhlı araçların ve gözaltı araçlarının içerisinde yapılmıştır. Rapora göre, mağdurların büyük çoğunluğu siyasi sebeplerle gözaltına alınan veya cezaevlerinde bulunan kişilerden oluşmaktadır.

İHD Dokümantasyon Biriminin verilerine göre ise 2019 yılında gözaltında ve gözaltı dışındaki yerlerde işkence ve diğer kötü muameleye uğradığını iddia eden kişi sayısı 1477’dir. Ülke genelindeki barışçıl toplantı ve gösteriler sırasında güvenlik güçleri tarafından toplantı ve gösteride bulunma hakkını kullanan kişilere yönelik “aşırı ve orantısız güç’ kullanımının işkence ve diğer kötü muamele düzeyine ulaştığına dair çok sayıda kanıt bulunmaktadır. Özel olarak Ankara’daki Yüksel Caddesinde bulunan İnsan Hakları Heykelinin önünde, her gün en az iki kere yapılan, barışçıl gösterilere yapılan polis müdahaleleri, ülke genelinde bu tür “aşırı ve orantısız güç” kullanımının örneklerinden sadece bir tanesidir. Yine İHD verilerine göre 2019 yılında 1344 toplantı ve gösteriye müdahale edilmiştir. Bu müdahalelerde kaba dayak ve kötü muameleye maruz kaldıklarını iddia eden kişi sayısı 3935’dir.

15 Nisan’da yürürlüğe giren ceza infaz düzenlemesi ile Türkiye genelindeki 355 cezaevinde bulunan 300 bin tutuklu ve hükümlüden 90 bini tahliye edildi. AKP’nin MHP ile birlikte hazırladığı düzenleme kapsamında organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı da tahliye edilirken terör başlığı altında yargılanan ancak düşüncelerinden dolayı hapiste tutulan
gazeteciler, yazarlar, aydınlar, hak savunucuları ve avukatlar, salgın riskine rağmen cezaevlerinde kalmayı sürdürdü. Tutuklu ve hükümlü yakınları cezaevlerindeki uygulamalardan ötürü salgının yayıldığına dair ciddi iddialar öne sürdü. Salgında en riskli grupların başında gelen hasta mahpuslar için de bir düzenleme yapılmadı. Ağır hastalar dışındaki hasta mahpusların hastaneye sevki yapılmadığı için tedavilerinin aksadığı, tedavi imkanına kavuşanların ise uzun süre karantina hücrelerinde tecrit koşullarında tutulduğu gündeme geldi.

Ulusal mahkemeler, ülkelerin anayasa ve yasalarını da dikkate almak suretiyle karar vermektedirler. Ancak TC Anayasası’nın 90. maddesinde dile getirilen uluslararası sözleşmelere üstünlük tanıyan hükmün göz önünde bulundurulmaması, neticesinde verilen yargı kararlarında ulusal mevzuatın baz alınması AİHM’nin ülkemiz aleyhine verdiği kararların artmasına sebebiyet vermektedir. Şimdi yeniden soruyorum; bu kadar rapor ışığında elimizi vicdanımıza koyup etkin soruşturma yapılıyor diyebiliyor muyuz, işkence yoktur diyebiliyor muyuz?

 

KAYNAKÇA:

1- Kötü Muamele İddialarının Etkili Soruşturulması Yükümlülüğüne İlişkin Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararları Kaynakçası
2- CPT’nin(Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi) 2017 yılı raporu (The Turkish
Government has requested the publication of this report and of its response. The
Government’s response is set out in document CPT/Inf (2020) 23.)
3-İHD 2019 Yılı Raporu

 

Av. Feyza Nur Yanmaz

──────────────────────────────────────────────────────────────────────

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.