Ana SayfaYazıEdebiyatGecenin Saat Biri Anne

Gecenin Saat Biri Anne

Mehmet Yıldız

Gecenin Saat Biri Anne

”Esirlikten dönmüşüm anacığım,

kendi memleketimde düşman kalesinden,

gecenin saat biri.”

-Nazım Hikmet

Aslında hayatımın son zamanlarında hedeflerimi iyice küçültmüştüm. Basit bir memur olup yuvamı kurarım diyordum.  Ama ben tutmaya çalıştıkça hayat inadına çekiyordu elini benden. Sonra başıma hiç beklemediğim o hadise geldi. Albert Camus’un Yabancı adlı romanında idam hikayelerine yeterince dikkat etmediği için hayıflanan ana karakterin “insanın başına ne geleceği hiç belli olmaz” sözleri gibiydi yaşadıklarım. Bir gecede binlerce hatta on binlerce kişinin kamudan “temizlendiği” günlerden sonraydı başıma gelenler. Önce o listede adı bulunan babam sebep gösterilerek güvenlik gerekçesi ile alınmamıştım memuriyete sonra da senelerdir açıklayamadıkları iddialarla adliye koridorlarına ben de düşmüştüm. Ömrünün önemli bir kısmını hukuka adamış yüzlerce “eski” hakim ve savcının bu koridorlara bu sefer “mahkum” sıfatıyla nasıl düştüklerini kendilerinin bile anlayamadığı bu süreçte bir hukuk öğrencisinin yaşananları hukuksal bağlamda çözmesi de beklenemezdi gerçi. İşin garip tarafı ise bir süre sonra yadırgamamaya başlıyor insan. Tıpkı idam mahkumunun sadece “o an” ı beklediği gibi hakkında verilecek hükmü bekliyor ve sanki “normal” miş gibi 6.3’ü bile “anlayışla” karşılıyorsun..

Pek çok kişinin başına gelen bu makul sonun benim için de kaçınılmaz olduğunu düşünmeye başladığım günlerde hayata dair yeni hedeflerimi de belirlemenin vakti gelmişti. İçeride kaldığım iki haftalık sürede en çok imrendiğim şey sevgililerin, nişanlıların ve evlilerin sevdiklerine sayfalar dolusu mektuplar yazmasıydı. Gerçi bu imrenme hissi de elime kalem ve boş bir kağıt aldığımda sizlerden başka mektup gönderebileceğim kimsenin olmadığını anladıktan sonra oldu. Hele dışarıdan gelen mektubun kah tebessüm kah gözyaşı ile okunup koklanarak dolabın en müstesna yerine konmasını izlemek bile insanı mutlu etmeye yeterdi. Hal böyleydi ama ceza alma ihtimalimin bu kadar yüksek olduğunu bilerek bir gönlü kendime nasıl bağlayabilirdim. Hayatımızın en güzel ve en heyecanlı zaman dilimlerini şehir şehir belki ülke ülke gezeceğimiz, geleceğe dair hayaller kurup planlar yapacağımız dönemde onu, haftası haftasını tutmayan 20 dakikalık konuşmaya, ayda bir bilemedin iki defa cam arkasından görüşmeye “mahkum” etmeye hakkım var mıydı? İşte devletim beni adli kontrol ile yaşamaya mahkum etmişken ben de kalbimi sevmemeye, aşık olmamaya mahkum etmiştim. Ta ki bir gün bir programda bir anda karşıma “biri” çıkıverene kadar..

Tam da “kaçma” fikri iyice yerleşmişken aklıma, göze bile almışken Meriç’in serin sularında sessizliği, vicdansızlığı ve sanırım hatta ölümü bile. Varsın sahte gülümsemelerle hem de sadece güzel günlerde birkaç dakikalığına karşımıza çıkan akrabalarım “suçu olmasa gitmezdi” desinler, koymuştum aklıma artık “ötekileştirildiğim” bu ülkeden gitmeyi. Gerçi yine sıkıntıyı anam çekecek, tüm ağır sözleri sinesinde eritecekti. Ah be anam, güzel bir iş sahibi olup, şöyle senin de baktıkça mutlu olacağın, huzur dolacağın birisini “işte sevdiğim” deyip çıkarabilseydim karşına. Sahi ben o hapis gecesi en çok da bunlara üzüldüm. Mahallemizde üniversiteyi kazanan tek çocuk bendim, bunun mimarı ise sen. Sobanın üzerinde ısıttığın okul önlüklerim, yağlı-salçalı ekmeğim, iki çift çorap üzerine giydirdiğin patiğim ve bunları senelerce hem de hiç üşenmeden yapışın. Tüm bu emeklerinin karşılığında, bir an bile seni gururlandırabilseydim -büyük babaannemin tabiriyle- şöyle koltuk altlarını kabartabilseydim. Olmadı be anam..  Babamın Alparslan’ın, Murat Hüdavendigar’ın, Yavuz’un hikayeleri ile büyüttüğü oğlu kendi öz yurdunda “terörist” olmakla suçlanıyor. Hani Abdürrahim Karakoç:

”Çalış derler ayak bağlı, el bağlı

Konuş derler dudak bağlı, dil bağlı

Kalk git derler kapı bağlı, yol bağlı

Kalmak istiyorsun, bırakmıyorlar”

demiş ya, tıpkı O’nun hissettikleri gibiyim. Bu arada, Birleşmiş Milletler’ deki işimden güvenlik soruşturması nedeniyle çıkarıldığımı size söyleyemedim. Beğenmedim dedim, doktora yapmam lazım engel olacak bana dedim ama işin aslı öyle değildi. Özelde bile çalıştırmadıklarını bilmeyin istedim.

Biraz da yoruldum sanırım anne, herkese yalan söylemekten. Teklif edilen işleri, saçma sapan nedenlerle reddettiğim için insanlar da arkamdan konuşuyormuş, duyuyorum. Ne yapayım anne, güvenlik soruşturmasına tabi tuttuktan sonra devam eden yargılamamı  öğrenince bana daha fazla zarar vermeyecekleri ne malum. O yüzden “ben farklı şeyler düşünüyorum” diye öteliyorum gelen teklifleri. Sen de pek duymamaya çalış hakkımda söylenenleri.

Birisi çıktı karşıma demiştim anne. Hatta o derece heyecanlandım ki eve dönene kadar kendi kendime güldüğümü, şiirler söylemek için çırpındığımı hatta hayaller bile kurduğumu fark ettim. Geçen gece rüyamda seni onunla tanıştırdım. Pek beğendiğini görünce nasıl mutlu oldum bilemezsin. İşte beni o rüyadan uyandıran alarmı da o gün bu nedenle kırmıştım da sana diyemedim. Doktor olacakmış anne, ne güzel bir meslek değil mi? Hani hep hayalini kurduğun, Afrika’da bir su kuyusu açma niyetin vardı ya ne güzel olurdu bu hedefini gelininle gerçekleştirseydin. O, orada birkaç hastayı da tedavi ederdi, hem can hem de kan olurdunuz Afrika’nın kurak topraklarına.

Annem, mektubun bu kısmını okuyorsan bil ki oğlun artık Paris’te. Fatih’e tembih etmiştim ben Paris’e varır varmaz bu mektubu anneme ver diye. Biliyorum, çok rıza göstermedin bu gidiş fikrime ve bu yüzden seni aramadan önce bazı hissiyatlarımı bil istedim. O kızın karşıma çıkması tam altı ay öteledi yurtdışına gitme fikrimi. Geceleri kah hayaller kurdum kah derin derin düşüncelere daldım. Ama en çok da korktum anne. Başkalarının işsizliğimden dem vurması umurumda değildi de ya O da kendisine yakıştıramasaydı beni, ya gel gidelim bu ülkeden desem gelmeseydi benimle, nasıl kaldırabilirdim bu sözleri? Diyemedim anne ona sevdiğimi ve ne sığarsa işte bir küçük sırt çantasına alıp yanıma “kaçtım”. Hem ülkemden, hem O’ndan hem de kendimden. Birileri illa gitmemi bir korkuya bağlayacaksa, sevdiğine sevdiğini söylemekten korktuğu için gitti dersin, sanırım geride bıraktığım tek “suç” bu oldu.

Kendin ortaokul mezunusun ama bize şiiri sen sevdirdin. Bak hatırlar mısın Nazım’dan okuduğun bir şiirde bize şöyle demiştin:

“Yavrum düşmesin istiyorum hapislere,

güzelden, haklıdan, barıştan

yana diye…

Fakat malum, kızım yahut oğlum,

gecikirse suların ışıması,

dövüşeceksin!

ve hatta…”

Annem, inanıyorum ki hakikatler bir gün ortaya çıkacak ve ben daha donanımlı ve daha umutlu döneceğim ülkeme. Söz annem, ıhlamurlar çiçek açtığı zaman geri döneceğim…

──────────────────────────────────────────────────────────────────────

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır. Öteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments