NÜRNBERG DURUŞMASI (JUDGMENT AT NUREMBERG)

Turan Saçıl

Nuremberg, Germany - July 23, 2007: Graffiti on the grandstand of the Zeppelin Field in Nuremberg, site of the Nazi Party rallies between 1933 and 1938.

İkinci Dünya Savaşı Almanya’nın 1 Eylül 1939 günü Polonya’yı işgal etmesiyle başladı. 80 yıl sonra Nazi Almanyası, Hitler’in kavgası (!) ve onu destekleyen insanların motivasyonu hala tartışılıyor. Görülüyor ki Nazi rejimi birkaç kötü insanın milyonlarca Alman halkı üzerinde zorla kurduğu sıradan bir diktatörlük ya da tiranlık değil tam aksine halkın pek büyük bir kesiminde karşılık bulmuş ve Alman halkı tarafından dünyaya meydan okumanın bir adı gibi idealize edilerek benimsenmiş lider merkezli ideolojik bir parti rejimi.
Hiçbir halk hiçbir zaman bu kadar büyük şeytanlıkları haklı kılacak ölçüde çaresiz ya da toptan masum sayılacak kadar iyi değildir. Aslında belki Nazi rejimini destekleyen milyonlarca insan çok büyük katliamların, ardı arkası kesilmez hukuksuzlukların ve insan hakkı ihlallerinin yapıldığını ya da bir soykırım uygulandığını bilmiyordu; fakat birçok insanın öldürüldüğünü ve gettoları, toplama kamplarını, mahkemelerde uygulanan Nazi yasalarını hepsi biliyordu ama ya ses çıkaramıyorlar ya da ‘vardır bir suçu’ deyip geçiyorlardı. İşte “Nürnberg Duruşması” filmi tam da bu noktaya odaklanıyor. Hitler, Goebbels, Göring gittikten sonra arkalarından onları destekleyen ve emirlerini uygulayan hakimlerin, savcıların, doktorların yargılanması aslında Alman halkının yargılanması demekti ki zaten filmde bu detay fazlasıyla işlenmiş hatta ilk gösterimini 1961’de gerçekleştirmiş olan film, Çekoslavakya’ya kadar gelmiş olan SSCB ordularına karşı Amerika ve dolayısıyla Avrupa devletlerinin en önemli kozunun Alman coğrafyasının desteğini kazanmak olduğunun farkındalığıyla sunulmuş olabilir.
Filmin ilk sahnesi bir marş eşliğinde çok bilinen ‘Nazi’ sembolünü göstererek başlıyor. Bu sahne eski şaşalı Nazi imparatorluğunun gövde gösterilerini hatırlatır tarzda imalı fakat hemen ardından savaş sonrasında müttefik devletler tarafından harap edilmiş, taş taş üstünde kalmamış olan Nürnberg şehrine ait bir sahne giriyor. O sahneyle beraber davanın baş yargıcı Dan Haywood’un araba ile bitik şehrin viraneleri arasında yol aldığını izletiyor seyirciye. Birçok ödül, özelikle de 2 Oscar almış film; müttefik yani galip devletler tarafından yenik ve teslim olmuş Alman-Nazi hakimlerinin yargılanmasını işliyor. Fakat yenen devletler Nazi korkusuna son vermiş olsalar da tamamen suçsuz ya da yargılama yetkisine haiz sayılırlar mı? Elbette hayır. Filmde mahkemenin açılışını temsil eden ilk sahne ‘’ God bless the United States and this honourable tribunal’’ sözleri ile başlıyor. Sadece galip devletler tarafından atanan taraflı hakimlerin vereceği kararlar halk nezdinde ya da tarih açısından ince bir hassasiyet oluşturacaktır. Tektonik hareketlerle vücuda gelmiş kara parçası üzerinde siyasi planlamalarla dizayn edilen sınırların birbirine üstünlüğünü savunmaya kalkmak ya da üzerinde yürüdüğümüz daha sonra bir ceset olarak altına gömüldüğümüz toprak için insan canına kastetmek ancak ve yine nice karmaşık sistemlerin mucidi olan insanın hesap edeceği incelikte bir vahşet olabilirdi.
Filmin şüphesiz en dikkat çeken oyuncusu hakim olarak yaptığı her işi ülkesi için yaptığını iddaa eden ve mahkemenin meşruluğunu tanımadığı için savunma yapmayı reddederek tüm film boyunca sakin ve asık suratlı olarak oturan hakim Ernst Jannig rolündeki Burt Lancaster’dir. Filmde yargılanan hakimlerin suçu ‘Almanya’da adaletin yok edilmesini sağlamak üzere çalışmak’ olarak ifade ediliyor. ‘’Adalet’’ kavramı üzerine yoğunlaşan filmin en etkili konuşmalar yaparak dikkati üzerine çeken ismi avukat Hans Rolfe rolündeki Maximillian Schell. 1930 doğumlu olan Avusturyalı sanatçı Schell bu filmdeki rolüyle 1961’de en iyi erkek oyuncu ödülünü de kazanmıştı. Ernst Jannig’in avukatı olan Hans Rolfe bir Alman milliyetçisidir ve mahkemede aslında Alman halkının onurunu korumak için savunma yapmaktadır. Mahkemede özellikle ‘’Ahlak’’ ve ‘’Adalet’’ pazarlayan ya da bunların temsilciliğini yapıyor gibi görünen ABD’nin savaş sırasında Japonya’da, Hiroşima ve Nagasaki’de yaptıklarının aslında hiçte adaletle ya da ahlakla yan yana ifade edilemeyeceğini düşünür. Mahkeme aylar sürer ancak sonuçta yargılanan sanıklara sembolik cezalar verilmesi istenecektir. Zira nihayetinde ABD için SSCB tehlikesi tüm gidişatı etkileyen bir tehdit içermektedir. Fakat baş yargıç Dan Haywood arzu edileni değil olması gerekeni yapacaktır. İlginç olan, şu noktada baş yargıca filmin en gizemli, suskun karakteri Ernst Jannig destek veren tek kişidir.
Baş yargıcın ikamet ettiği evdeki yerli görevlilerin Hitler dönemi hakkında konuşmaktan çekinmeleri, aslında bir suçluluk psikolojisinin dışa vurumudur. Yani en başta söylediğim gibi Hitler, Alman halkı tarafından da desteklenmişti. Alman halkının filmde bu psikolojisine yer verildiği gibi tereddütlü ama mağrur duruşuna da değinilmiş.
Tüm film boyunca Almanların duydukları pişmanlık gereği kendilerini doğru ifade etmek istercesine ABD’li hakimin çevresinde dolaşarak barbar bir katil olmadıklarını medeni bir batı halkı olduklarını kanıtlamaya çalışan Bayan Bertholt rolündeki Alman asıllı Amerikalı oyuncu Marlene Dietrich’e de değinmiş olalım. Bu filmdeki başarısıyla 1962 özel ödülünü almıştı. Elbette filmdeki tüm oyuncuların zaten muhteşem bir performans sergilediğini söylemek gerekiyor.
Tabii bu filme beni çeken şey mahkeme sahneleriydi. Yargılamaları ve savunmaları ya da ABD mahkemelerinin sahnelendiği filmleri izlemeyi seviyorsanız bu filmden çok keyif alacaksınız; ayrıca tarih bilginizi doyuracağından emin olabilirsiniz.

Hitler, fikirleri ile değil; dili ile iktidar olmuştu. Fakat dönemin şartları gereği Alman halkının, milli duygusal boşluklar ve tatmin edilememiş hisler altında ezildiğini belirtmek isterim. Hitler; Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkmış Alman halkına yeniden zafer ve lider ülke olma vaadiyle, içi boş ama etkisi güçlü bir konuşma hakimiyetiyle kazandı. Nazi Partisi 1.Dünya Savaşı sonrasında ne yapacağını şaşırmış olan Alman halkını etrafında toplayabilmiş ve propagandanın gücüyle büyülemişti. Diktatörü bir efsaneye dönüştüren aslında halkın kendisiydi ve aciz insan yığınları Hitler’in gölgesinde kendilerini özgür ve güvende hissediyordu. Bu dönemi anlatan onlarca film yüzlerce kitap var fakat ‘’JUDGMENT AT NUREMBERG’’ filmi; tarzı, üretildiği zamanın dili ve konjektürü sebebiyle diğerlerinden ayrılıyor. İzlediğiniz zaman siz de farkedeceksiniz.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.