C9

Aydın Yılmaz

C9

 

”Saraylar saltanatlar çöker

Kan susar bir gün

Zulüm biter.

Menekşeler de açılır üstümüzde

Leylaklarda güler.

Bugünlerden geriye,

Bir yarına gidenler kalır

Bir de yarınlar için direnenler.”

Bu şiiri içinden kaç kez tekrar ettiğini anımsayamadı. Her baştan başlayışında direnci daha da artıyordu. Gözlerini araladığında pencerenin dışındaki dikenli tellerle bakışıyordu. Burada olmayı kim isterdi ki? Burada olmaktan memnun olan var mı? Kışın sokakta kalmak zorunda kalan, sahip çıkılmayan, örselenen, yolda gördüğümüzde birkaç metre öteden yürüdüğümüz, yüzlerine bakmaktan aciz olduğumuz insanlar burayı evleri gibi görüyordu. Çöpten yemek toplamıyorlar, mideleri sıcak yemekle tanışıyordu.
Ellerini kafasının altından kaldırıp yataktan doğruldu ve etrafına baktı. Hayır, hiçbiri sokakta yaşayan insanlara benzemiyordu. Ayrıca sabah tanışırken kiminin öğretmen, kiminin doktor, kiminin zengin birer iş adamı olduğunu öğrenmişti. Kiminin üniversite öğrencisi olduğunu duyunca daha çok şaşırmıştı. ‘’Neden buradayız, neden sekiz kişilik yerde otuz kişi kalıyoruz?’’ Bunların Allah’a bir isyan olmadığını düşünüyordu. Aksine Allah’a, zulmedenleri şikayet ediyordu. Aklına yine en sevdiği şiir geldi:

‘’Saraylar, saltanatlar çöker

Kan susar bir gün

Zulüm biter.

Menekşeler de açılır üstümüzde

Leylaklar da güler.

Bugünlerden geriye,

Bir yarına gidenler kalır

Bir de yarınlar için direnenler.’’

Nazenin bakışları vardı bu insanların. Hepsinin yüzünde acı tebessüm… Yüzlerine bakınca özgürlük şarkıları yankılanıyordu. Hoş sedaların sulu sepken olup yağdığını görenler olmuş mudur Adnan’dan başka bilmem. Adnan hala şaşkınlık içinde insanların yüzlerine bakmaya devam ediyordu. Hala neyin içinde olduğunu anlayamamıştı.
Yirmi bir yaşındaydı Adnan. Liseyi bitireli henüz bir yıl olmuştu. Kazandığı üniversite siyasi gerekçeler sunularak kapatılmıştı. Hafız ve İmam Hatip mezunu olması onu ‘’Acaba imamlık mı yapsam?’’ düşüncesine sürükledi. Babasından habersiz sınavlara girdi, yüksek puan aldı ve il müftülüğü tarafından mülakata çağrıldı. ‘’Olmazsa olmaz, nasıl olsa babamın haberi yok.’’ rahatlığı vardı Adnan’ın üzerinde. Mülakata girmesiyle çıkması bir oldu. Hemen ertesi gün telefonuna müftülük tarafından mesaj geldi: ‘’Sayın Adnan Yıldız, mülakattan 97 puan alarak il içi atamaya hak kazandınız. Yarın saat 13:30’da Manisa İl Müftülüğüne bekliyoruz. İyi günler.’’ Vekil imamlıktı yapacağı meslek. Şimdi düşüneceği tek bir şey vardı; babasının olan bitenden haberi bile yoktu. İstemiyordu imam olmasını. ‘’Üniversiteyi hele bitir, sonra yine imam ol oğlum. Ama önce oku.’’ dediğini anımsadı babasının. İyi de zaten okumak istemişti Adnan. Kapatmadılar mı okulunu? Okulunun kapatılma gerekçesi neydi? Siyasi iktidardan farklı düşünmek mi, yapılan haksızlıklara ses çıkarmak mı, ya da politik liderlerin diğer bütün farklı düşüncelere gözdağı vermesi mi? Öyle ya da böyle, kapattılar okulunu Adnan’ın, diğer tüm öğrenciler gibi arafta kaldı. Babasına, tüm olanları, sınavı kazandığını ayrıntılarıyla anlattı. Babası gönülsüzdü ama oğlunun hevesini kırmamak için ‘’olur’’ çıkıverdi ağzından.
Kafasını yukarı doğru kaldırdı inceden. Manisa İl Müftülüğü tabelasını görünce daldı soğuk duvarların arasına. Gergindi, çünkü babasının buruk ‘’olur’’ u gitmiyordu gözünün önünden. Kalabalıktı toplantı salonunun önü. Kapıda uzunca listenin asılı olduğunu görünce insan gölgelerinden sıyrılarak yanaştı. Parmak ucunu listenin başına koyup aşağıya doğru inmeye başlamışken kendi adını gördü. ‘’13- Adnan Yıldız.’’ Toplantı kapısı hafif aralandı ve içeriden takım elbiseli, seyrek saçlı, ince bıyıklı, takım ceketinin kolları bileklerini geçmiş –sanki biraz büyük mü gelmişti- bir adam tiz sesiyle ‘’ ilk yirmi kişiyi alabiliriz’’ diyerek eliyle içeri davet etti. Soğuk, başı eğik duruşuyla en arkadan yürüyordu Adnan. Geri dönesi varmış gibi durdu bir an ancak ayakları müsaade etmedi. Yuvarlak büyük bir masada müftü olduğunu tahmin ettiği kişi, gözlerini içeriye giren yirmi kişiye çevirdi. Toplantı odasında sandalye sesinden başka ses gelmemişti birkaç saniye. Müftü görev dağılımını bildirmeye tam başlamışken odaya tilkiyi andıran gülümsemesiyle irice bir adam girdi. ‘’Hocam, Gördes’ten bir-iki arkadaş Akhisar’a yer istiyorlar. Uzunca ağladılar, sızladılar. Ne iletmemi istersiniz?’’ Adnan’ın yüzündeki soğukluk odada büyük bir sessizliğe bürünmüştü. Tüm yüzsüzlüğüyle, müftü, odadaki yirmi kişinin, dışarıdaki sayısız insanın hakkını ‘’tamam, ayarlarız’’ diyerek acımasızca yedi. Soğukluk sinire çalmaya başladı. Sessizlik homurdanmalara dönüştü ama kimsenin sesi yükselmedi; belki olayın şaşkınlığından, belki iş kaybetme korkusundan. İlk defa alenen torpil yapıldığını gören Adnan, aldığı puanıyla Akhisar’a atanması gerekirken Gördes’in Çiğiller köyüne atandığını öğrenince haksızlığın kendisine yapıldığını da öğrenmiş oldu.
Dışarı kendini nasıl attığını bile anımsayamayan Adnan, telefona sarılarak babasını aradı:
-Alo, baba.
-Efendim oğlum.
-Müsait misin?
-Bekle hoparlörü açayım. (Tır şoförüydü Adnan’ın babası.) Buyur oğlum, müsaitim şimdi.
-Baba. Ben… Gördes’in Çiğiller köyü baba.
-Hayırlısı oğlum da… Ev, lojman. Ne zaman gideceksin?
-Cuma günü orada olmamız lazımmış.
-Bugün günlerden… İki günün var.
-Evet baba.

Telefondaki sessizlik zahirde iki saniye kadardı. Adnan, dizlerinin titrediğini fark etti. Korkudan ya da sevinçten değildi bu titreme. Çaresizliğin titremesiyle tanıştı.

——————————————–

-Merhaba dayı.
-Merhaba evladım, buyurmaz mısın?
-Yok, teşekkür ederim. Muhtar amcaya baktım ben. Burada olduğunu söylediler.
-Hemen arka kapıdan gir. Salatalık kasalarının ardında. Aracılarla konuşuyordur.

Küflü tahtaların sesi boğuk geliyordu. Köy kıraathanesinin arka kapısına doğru yürüdü. Üst üste dizilmiş kasaların arkasından gülüşme sesi geldi. Biri uzun boylu, güzel giyimli ; diğeri biraz tıknazca, muhtar olduğu her halinden belli iki adam koyu sohbete dalmışlardı. Bölmek istemedi Adnan. Boş bir masa bulup çay söyledi kendine. Çayı sevmezdi, kaynar çayı hiç sevmezdi. Dili yana yana içti çayını. Muhtar nihayet muhabbetini bitirmiş salınarak Adnan’a doğru yürürken, Adnan:

-Selamün aleyküm muhtar amca. Yeni köy imamınız Adnan ben. Adnan Yıldız. Nasip olursa yaklaşık altı ay kadar burada olacağım ya da yerime kadrolu bir arkadaş gönderilene kadar.
-Öyle mi? Nasıl sevindik hocam bilemezsin. Burada uzunca zamandır imam yok. Arada köy halkından birkaç kişi namaz kıldırır o kadar. Yorgunsundur. Ben sana lojmanı göstereyim. Biraz tadilata ihtiyacı var. Sen eksik gördüklerini listelersin. Ona göre haberleşiriz.

 

Aydın Yılmaz

──────────────────────────────────────────────────────────────────────

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.