Ana SayfaYazıSiyasetBir Adalet Arayışı Yöntemi: Sivil İtaatsizlik ve Cumartesi Anneleri

Bir Adalet Arayışı Yöntemi: Sivil İtaatsizlik ve Cumartesi Anneleri

Süleyha Dilara Demir

Bir Adalet Arayışı Yöntemi: Sivil İtaatsizlik ve Cumartesi Anneleri

 

“…Özgürlük asla baskının isteyerek verdiği bir şey değildir; özgürlük baskıya maruz kalanlar tarafından talep edilmelidir.”  –Martin Luther King

 

Günümüzde demokrasinin toplumun tüm kesimini içine alacak şekilde uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle, kendini demokratik olarak tanımlayan birçok ülkede temsili demokrasi uygulaması görülür. Temsile dayanan bir demokraside iktidar -veya yöneticiler- çoğunluğu arkasına aldığını düşünerek güç sarhoşluğuyla meşruiyet zemininden uzaklaşabilir. Hukuk ve siyaset alanında tartışmalara yol açan meşruiyet kavramı, özetle otoritenin toplumsal rızaya dayalı olarak sürdürülmesidir. Diktaya eğilimli iktidarlarda temel hak ve özgürlüklere karşı baskı meydana gelebilir. Martin Luther King’ in deyimiyle “…Özgürlük asla baskının isteyerek verdiği bir şey değildir; özgürlük baskıya maruz kalanlar tarafından talep edilmelidir.”  Peki, otorite hak, özgürlük, adalet kavramlarından uzaklaşmaya başladığında halkın hak ve hürriyeti nasıl muhafaza edilebilir? Bu soruya iki türlü cevap verilebilir: birincisi aktif, ikincisi pasif direnme yöntemi ile. Burada pasif bir direniş yöntemi olan sivil itaatsizliği konu edineceğim.

Sivil itaatsizlik, “bir ölçüde adil denebilecek” ilişkilerin sürdürüldüğü demokratik bir sistemde yasal olanakların, yöntemlerin tükendiği noktada uygulanan, ortak adalet anlayışını ve yasaları temel alan, şiddete karşı olan, yasadışı fakat meşru bir -bireysel veya toplu- hak arama, eylem yahut eylemsizlik biçimidir.  Kısaca sivil itaatsizlik kamu vicdanını uyarmak ve uyandırmak amacı taşıyan pasif direniştir denilebilir. Genelde bir adaletsizliğe, haksızlığa karşı hakkını arama yöntemi olarak görülse de, belli kural ve çerçeveleri vardır.    Her eylem ya da haksızlığa ses çıkarma çabası sivil itaatsizlik sayılamayacağı gibi her ülke veya toplumda da uygulanamayabilir.

Türkiye Cumhuriyeti, kendini demokratik hukuk devleti olarak tanımlasa da pratikte hukuk ve demokrasi adına belirgin eksiklikleri vardır. Geçmişte çok defa örnekleri görüldüğü gibi, sıkıyönetim dönemlerinde “gerektiğinde” halkına zarar vermekten kaçınmamıştır. Bunu yaparken hukuk ve demokrasi kavramlarını kısmen veya tamamen çiğnemekte sakınca görmemiştir. Hükümetlerin sergilediği bu hukuksuz tavırlar, aslında Türkiye’de siyasi ve hukuki hayatın bir şekilde oturmamış veya oturtulamamış olduğunu göstermektedir. İşte sivil itaatsizlik tam da bu noktada devreye giren bir kavramdır. Kendisini “belirli ölçüde adil” olarak tanımlayan herhangi bir ülkede halk yasanın veya yasa koyucuların yanlış gördükleri tutumlarına itiraz edebilme, uyarma, ses çıkarma hakkına sahiptirler. Bu öyle bir haktır ki, içinde bulunulan ülkenin daha da demokratikleşmesini sağlamakta, daha yaşanılabilir ve katlanılabilir hale getirmektedir.

Karl Popper demokrasiyi, kimin yöneteceği sorusuna cevap olmaktan çok, “diktatörlükten kaçınmaya mümkün kılan bir yönetim biçimi” olarak görür.  Başka bir deyişle demokrasiyi diğer rejimlerden ayıran; bir halk yönetimi olması değil “kötü yöneticileri, şiddet kullanmaksızın yönetimden uzaklaştırmaya” imkân tanımasıdır. Benzer şekilde Peter Berger de demokrasinin amacını “iktidardakileri seçimle işbaşından uzaklaştırmak” ve “bazı şeyleri yapmamasını sağlamak” ifadeleriyle açıklamaktadır.  Bu tanımlar demokrasi sayesinde halkın yöneticilere direnme, yöneticileri değiştirme hakkı elde ettiğini vurgular niteliktedir.

Direnişin ya da itaatsizliğin, aktif ve pasif olarak iki türü vardır. Aktif direniş veya Arendt’ in tabiriyle kriminal itaatsizlik; şiddet, yönetime el koyma, darbe, iç savaş gibi korkunç görüntülere sebebiyet verdiğinden modern hukuk devleti insanının kaçınması gerektiği bir direniş türüdür. Direnmek isteyen modern hukuk devleti insanının başvuracağı yol pasif direniş yöntemi olan sivil itaatsizliktir.

Sivil itaatsizlik, sürdürülebilir demokratik bir rejimde vatandaşların, siyasi ve hukuki konularda görüşlerini ortaya koyma, hak arama ve gerektiğinde mevcut yasayı değiştirme yetilerini içine alan bir direnme, eylem ya da eylemsizlik biçimidir. Ancak her direniş sivil itaatsizlik sayılmamaktadır, belirli unsurları vardır. Sivil itaatsizlik yasadışıdır fakat meşrudur. En önemli unsurlarından biri şiddetsizliktir. Sivil itaatsizlik eylemi aleni ve hesaplanabilir olmalıdır, sistemin geneline değil tekil haksızlıklara karşı uygulanır. Sivil itaatsizler eylemlerinin politik ve hukuki sorumluluğunu üstlenir. Eylemcilerin haksızlıklarla alakalı çifte standart kullanması söz konusu değildir, toplumun her kesimine karşı aynı ölçüde durur. Sivil itaatsizliğe tüm hukuki yollar denendikten sonra başvurulabilir.

Sivil itaatsizliğin Türkiye’deki örneklerinden biri Cumartesi Anneleridir. Cumartesi Anneleri 12 Eylül Darbesi ve devamında artan faili meçhul hadiseleri sonrası yakınları hakkında devletten yanıt ve mahkemelerden sonuç alınamaması üzerine görüşlerini ortaya koyma, seslerini duyurma ve kamu vicdanında farkındalık oluşturma amacıyla 27 Mayıs 1995 tarihinde oturma eylemi yapmaya başlayan bir grup eylemcidir. Eylem türü bakımından şiddetsiz, aleni, hesaplanabilir ve yasadışı olmasının yanında meşru bir eylemdir. Sistemin tümüne değil tekil bir haksızlığa karşıdır ve haksızlıklarla alakalı çifte standart kullanmaz. Hâsılı, Cumartesi Anneleri sivil itaatsizliğin tüm unsurlarını kusursuzca içinde barındırır.

2017 yılında, 20-27 Mayıs haftasının kamuoyunda farkındalık oluşturmak ve kamuoyu duyarlılığını artırmak amacıyla Cumartesi Anneleri Haftası olması yönündeki teklif TBMM’ye sunulmuştur. Cumartesi Anneleri’ nin bugün hala toplanmaya devam etmesinin sebebi herhangi bir sonuca ulaşılamamış olunmasıdır. Devlet, hala bu haksızlığı göz ardı etmekte; kayıp yakınlarının faili meçhullerin müsebbiplerinin bulunması ve yargılanması yönündeki çabaları sonuçsuz olduğu gibi faili meçhul vakaları bugün de yaşanmaya devam etmektedir. Uzun yıllardır devam edegelen bir sivil itaatsizlik hareketinin hala bir sonuca ulaşamamış olması da Türkiye Cumhuriyeti’nin temel yapıtaşlarında eksiklikler bulunan bir demokratik hukuk devleti olduğunu destekler niteliktedir.

Demokratik rejimlerde esas olarak sivil itaatsizliğin düzeltici, demokratikleşmeye katkı sağlayan bir işlevi vardır. Türkiye’nin siyasal sistemi, demokratik hukuk devletlerinde bulunan özelliklere yeterince sahip değildir. Türkiye, demokratik hukuk düzenini ve kamu kültürünü oturtamamış bir ülkedir ve bu sorun sadece anayasa yapmayı kapsamamaktadır; çok daha derin, temel ve yapısal sorunlar içerir.  Ayrıca, Türkiye’de demokratik denilebilecek düzeyde bir fikir ve ifade özgürlüğü yoktur. Mahkemelerin bağımsızlığı tam anlamıyla söz konusu değildir. Basın ve yayın hürriyetinden de -ne yazık ki- söz edilemez. Bugüne ve tarihsel geçmişe baktığımızda da Türkiye’de hep sopasını hazır bulunduran bir devlet yapısı görülmektedir. Türkiye Devleti, halkına karşı güvensizliğinden dolayı hırçındır. Sadece duvara yazı yazmış olan 15 yaşındaki bir genci -çocuğu- tutuklamaktan veya hiçbir suçu olmamasına rağmen ideolojileri veya okudukları okul sebebiyle gencecik çocuklara müebbet vermekten geri durmaz.

Tüm bu yapısal eksikliklerin, demokratikleşememenin yanında 2016 yılı Temmuz ayı itibariyle girilen OHAL dönemi ülkede zaten tam olarak var olamayan hürriyetleri iyice baskı altına almıştır. Hükümet, hukuksuz ve yasadışı birçok harekette bulunmuş, yüzbinlerce insan bir gecede işlerinden olmuş ve hatta kendilerini sorgusuz sualsiz hapiste bulmuştur. Yakın dönem siyasi hadiselerinin demokrasiyi ve hukuku ne derece yıprattığı bugün hissediliyor olsa da, ilerleyen yıllarda daha net görülecektir. Demokratik ve siyasal kültürün emarelerini arayanlar için yakın tarihin olaylarına bakmak bile karanlık bir tasvirde bulunmak için yeterlidir.

Tüm bu totaliter tavırlara rağmen, Türkiye Cumhuriyeti kendisini bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır. Anayasanın ikinci maddesinde belirtildiği üzere; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Meşruiyetini de anayasallıktan ve seçimlerden aldığını söylemek mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde totalitarizmden unsurlar bulundursa da, sivil itaatsizliği gerçekleştirmeyi olanaksızlaştıracak bir yapı da tam anlamıyla söz konusu değildir. Türk siyasi tarihinde ve günümüzde sivil itaatsizlik hareketi örnekleri mevcuttur.

Bir sonraki yazıda bu örneklerden biri olan ve Türkiye tarihinde en uzun sivil itaatsizlik eylemi denilebilecek “Cumartesi Anneleri” örneği ayrıntılı olarak incelenecektir.

──────────────────────────────────────────────────────────────────────

Öteki Hareketi olarak benimsediğimiz ilkeler gereği ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söylemi içermeyen, şiddete teşvik etmeyen, militarist içerikli olmayan her yazı sitemizde yer bulacaktır. Öteki Hareketi aracılığıyla sitede yayınlanan yazılar/şiirler yazarların kendi düşüncelerinden oluşmaktadır. Öteki Hareketi’ne māl edilemez.

 

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Most Popular

Recent Comments