Hayvan Hakları Yasası Hakkında Ι HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu

Hayvan Hakları Komisyonu

Türkiye’de son zamanlarda artan hayvana şiddet olaylarının etkisiyle kamuoyunda hayvan hakları yasa beklentisinin ve hayvan hakları aktivistlerinin baskısı arttı. TBMM Hayvan Hakları Komisyonu’nun çalışmalarını, var olan uygulamaları, gözlem ve saha tecrübelerini HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ile konuştuk.

2004’te kabul edilen Hayvanları Koruma Kanunu’ndan sonra, birkaç ufak madde değişikliği dışında, hayvan hakları konusunda hiçbir somut adım atılmamış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uzun süredir hayvan hakları alanında çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor: Tecavüze uğrayan, şiddete maruz kalan, öldürülen hayvanlar… Pek çok sorunla uğraştığımız şu günlerde hayvan hakları için keskin yaptırımlar getiren hayvan hakları yasası olmaması çok büyük eksiklik.

Hepimizin koruması gereken masum dostlarımız olan hayvanların hakları maalesef göz ardı ediliyor. Resmi kurumların ve belediyelerin hayvanları koruma adına açtığı hayvan evleri/barınakları maalesef toplama kampına dönüşmüş durumda ve çok önemli ihlallere neden olabiliyor.

Çarpık kentleşme sonucu yaşam alanlarını işgal ettiğimiz hayvanlar toplumumuzda mağdur ediliyor. Halen bir yasasının mevcut olmaması, hayvan hakları konusunda bütüncül bir toplumsal samimi isteğin olmaması ile açıklanabilir. Günü kurtarayım mantığıyla yapılan girişimler iktidar ve belediyeler için hayvan haklarını koruyacak bir düzenlemeye sonuç doğurmamaktadır.

 

Sizce Hayvanları Koruma Kanunu yeterli mi, yetersizse bunun sebepleri neler?

Hayvanları Koruma Kanunu yetersizdir ve acilen hayvan hakları yasası çıkmalıdır. En önemlisi de ihlalleri yapanlara kabahatler kanununa göre değil, Türk Ceza Kanunu’na göre ceza verilmesini sağlamaktır. TCK’ye göre düzenlenecek yasa ciddi oranda ihlalleri durdurabilecektir.

 

Hayvanları Koruma Kanunu’nda yer alan ‘’süs hayvanı’’ ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

”Süs hayvanı” ifadesi yasa yapıcılar tarafından bile hayvan haklarının özümsenmediğini gösteriyor. Hayvanlar, hakları olan canlılardır, insanların kulu kölesi değildir. Her türlü haksızlık yapılabilecek canlılar değildir. Onları hakları olan müstakil canlılar olarak tanımlamadığımız müddetçe ihlaller devam edecektir.

Dönem dönem gündeme gelen Hayvan Hakları Yasası son dönemde artan hayvana yönelik şiddet olayları ve TBMM Hayvan Hakları Komisyonu’nun çalışmalarını tamamlamış olması ile tekrar gündemde. Kamuoyu ve aktivistler yeni yasama döneminde yasa çalışmalarının başlamasını talep ediyor. Siz Türkiye’nin yakın geleceğinde böyle bir yasayı öngörebiliyor musunuz, yoksa sizce nahif bir beklenti mi?

Kamuoyuna yansıyan çok vahim hak ihlalleri nedeni ile hayvan hakları yasası bir yıldır Sosyal medyanın gelişmesi vesilesi ile gündemde. Hâlbuki bu ihlaller geçmişten günümüze dek şiddetinin boyutunun artmasıyla süregelmiş ve oransal olarak artış göstermiştir.

Hayvan hakları yasası konusundaki girişimler olumludur. Ancak çok uzun süredir sürüncemeye uğramıştır. Barınaklardan ve bakım evlerinden sızan video ve fotoğraflar, hakları ihlal edilen hayvanlar için acilen bir yasa çıkarmamız gerektiğini göstermiştir. Buna rağmen Cumhur İttifakı kendi çıkarını düşünen yasa teklifleri ile bir yıldır hayvan hakları yasasını geciktirmiştir.

Kamuoyunun baskısına rağmen, tecavüze uğrayan, öldürülen binlerce hayvana rağmen, TBMM Hayvan Hakları Komisyonu kurulmasına rağmen, CHP tarafından verilen yasa teklifi konsensüs olmasına rağmen yasa konusunda tek bir adım atılmamıştır.

Hayvan hakları savunucuları konu için kamuoyu oluşturmuş, TBMM’de komisyon toplantılarına katılarak bilgi ve fikir sunmuş ama yasaya sıra gelmemiştir. En son ekim ayında yasayı çıkaracağız vaatleri veren Ak Parti iktidarı kasım ayına girdiğimiz bu günlerde hala yasadan bahsetmemektedir. Külliye’den gelen torba yasa tekliflerinde herhangi bir hak duyarlılığı görülmemektedir.

Bu konuda sosyal medyada paylaşımlarda bulunmanın yanı sıra hayvan hakları savunucuları ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile görüşmeler yaptım ve en azından şartların iyileştirilmesi konusunda adım attık.

Ziyaret ettiğimiz hayvan bakım evleri ve dinlediğimiz yetkililer sonrasında, idare ve STK iş birliğinin olmazsa olmaz olduğunu gördüm. Sahada hayvan hakları için çırpınan hayvan hakları savunucularının önerileri mutlaka yasa yapımında göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Geride bıraktığımız 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde farklı siyasi kesimler tarafından hayvan sevgisi içeren paylaşımlar yapılmasına rağmen Hayvan Hakları Yasası’nın çıkmamış olmasını ve hayvana şiddete karşı yaptırımların yetersiz olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Koruma Günü’nde herkes paylaşımlarda bulundu, hayvan sevgisini göstermeye çalıştı, merhametini dile getirdi ancak tüm bunlara rağmen hala bunun için atılan yasal bir adım yok. Bunu, belediyelerin çoğunu elinde bulunduran iktidarın çekincesi olarak görüyorum. Çünkü getirilecek cezalar, idarecileri ağır bir yük ve sorumluk altına sokacağı için bu yükü üstlenmekten kaçınıyorlar diye düşünüyorum. Bu durumun sonucu olarak günü kurtarmak, göz boyamak onların tercih ettikleri konu oluyor.

 

Yayımlanan rapor da göz önünde bulundurulduğunda, TBMM Hayvan Hakları Komisyonu’nun çalışmaları, hayvanların haklarını ve aktivistlerin taleplerini temin edebilecek nitelikte mi?

Raporlar ve yapılan haberler gündemi, kamuoyunu etkileyebilir. Ancak sonuçta insani bir hassasiyet olmazsa varılabilecek bir yer yoktur. Hayvan haklarını emanet edilen en önemli değer olarak görmeyen bir iktidar anlayışında yasanın çıkması kolay değildir. Esaslı bir hayvan hakları yasası çıkmaması için bir neden yoktur, uzlaşma sağlanabilecek bir konudur. Sonuçta insani siyasi ayrıklıkların olabileceği bir konu değildir. İnsani bir ortak payda ile bu yasa kalıcı keskin yaptırım getiren maddeleri ile ihlalleri durdurabilir. Yeter ki iyi niyet ve vicdan olsun.

 

Muhtemel bir Hayvan Hakları Yasası’ndan beklentileriniz neler?

Muhtemel bir hayvan hakları yasası idarecilere ağır sorumluklar getirmeli ve ihlaller için caydırıcı cezalar içermelidir. Yeterli, hijyene uygun, istismara kapalı bir anlayış üzerine olmalıdır. Ayrıntılar ile ilgili maddeleri halletmek çok zor değildir. Yeter ki hak temelli bir bakış açısı olsun.

 

Sahada gözlem yaptınız mı? Yaptıysanız sahadan edindiğiniz izlenimden yola çıkarak, Türkiye’de hayvan haklarında temel sorunun ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Sahada gözlem yaptım ve yıllardır sahada gözlem yapan hayvan hakları savunucuları ile uzun görüşmelerde bulundum. Birçok canlı mevzubahis ama öncelikli olarak kedi ve köpeklerin durumu ön planda olmalıdır. Yaşam alanlarını işgal ettiğimiz bu canlılar aşılanmalı ve sağlık takipleri düzenli olarak yapılmalıdır.

Takip ve denetim olmadığından bakım evleri, barınaklar hayvanlar için toplama kampına dönmüştü. Giderek çığ gibi büyüyen bir sorun vardır. Hayvan hakları savunucuları idarecilere olan inancını kaybetmiştir.

Hızlı üreyebilen kedi ve köpeklere yönelik kısırlaştırma çalışmaları yapılmalı ve alındıkları bölgelere bırakılmalıdır.

Kısırlaştırma çalışmalarında modern teknolojiye uyulmalıdır. Hijyen kurallarına uyulmalıdır. Hayvan bakım evleri hijyenik olmalı, kısırlık ameliyatları sonrası efekte olarak hayatını kaybeden hayvanlarla dolmamalıdır.

En başta bu bakım evleri ‘’bakım evi sürgün yeri’’ olarak görülmemelidir. İşini seven merhametli personellerle doldurulmalıdır. Sürgün edilip bakım evine gönderilen personellerin ilk yaptığı iş hayvana tekme atmak olabilmektedir.

İdari anlayış hayvan üzerinden rant elde etmeye yönelik olmamalıdır. Hayvanlara uygun olmayan yemlerin mamaların sırf rant düşüncesiyle alındığını biliyoruz. Sıvı gıdayla beslenmesi gereken yavru hayvanların beslenemediği için hayatını kaybettiği gibi konular aldığımız bildirimler arasındadır.

Bakım evlerinde bile bakımsızlıktan ve açlıktan birbirini parçalayıp yiyen kedi, köpek videoları medyaya yansımıştır. Bütün bunlar resmi yetkililer tarafından örtbas edebilmekte, vicdansız çalışanlar cezasız kalabilmektedir.

Hayvanların ölümüne göz yumarak onlardan kurtulmayı düşünen bir zihniyet hayvan haklarını tesis edemez. Köpekler, belediyeler tarafından çoğunlukla başa bela canlılar olarak görülmekte ve başka belediye sınırlarına alınmakta ya da yeterli koruma sağlanmamaktadır. Aslında insana zarar vermeyecek bu çalışmalar kötü niyetli eller tarafından zararlı hale getirilebilmektedir. Açlığa, susuzluğa terk edilen, ücra yerlere bırakılan hayvanlar kaderine teslim edilmemelidir. Belediyeler topladıkları köpekleri başka belediye alanlarına bırakabilmektedir. Ormanlara bırakılan köpeklerin açlıktan birbirini parçaladığını sahadaki hayvan hakları savunucuları görebilmektedir.

Her idareciyi kötü niyetli olmakla suçlayamayız iyi niyetli girişimler ve çabalarını da görmezden gelemeyiz.

 

Özellikle Sosyal Medya Düzenlemesi tartışması sırasında parti mensuplarınızın/siyasilerin sosyal medya paylaşımları/mentionlaşmaları kamuoyunda “Tweet’i biz de atarız, sizin işiniz Meclis’te, somut adım bekliyoruz.” eleştirilerine hayvan hakları ve hayvan hakları yasası ışığında ne cevap veririsiniz?

Biz milletvekilleri olarak sorumluluğumuzun farkında olmalı ve tüm bu boşlukta bırakılan meseleleri caydırıcı cezalar içeren yasalar oluşturarak gidermeliyiz. Vitrine oynayan söz tavır ve girişimlerden kaçınılmalı, insani hassasiyetin ön planda olacağı bir yasa çıkarılması için var gücümüzle çalışmaya devam etmeliyiz.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.