TRAVMADAN KURTULANLARIN STRES REAKSİYONLARI

Stres reaksiyonları şok oluşturan değişik olaylar sonucunda meydana gelir. Hayatta kalanlar felaket öncesi, sırasında ve sonrasında yaşam tehdit edici kazalar, cinsel/fiziksel istismar, kaçırılma, işkenceye uğrama ya da başkalarının başına gelen korkunç olaylara şahit olma gibi fazladan travmalara maruz kalabilirler. Bir felaketin tüm bireyler üzerinde aynı tür ve aynı oranda etki yaptığını varsaymaktan kaçınmak gerekir çünkü her bir birey bu felaketi kendi özgeçmişlerinin yarattığı travma ile deneyimler.

HER KURTULANIN YAŞADIĞI FELAKET KENDİNE ÖZGÜDÜR.

Bir felakette fiziksel olarak aynı yerde olan insanlar, felaket sırasında ve sonrasında özel ve farklı bir travmatik, olayla karşılaşabilirler. Aynı felaketten kurtulanlar çeşitli tip ve şiddette tepki gösterebilir.

Felaketten sonra kurtulanlar, mesleki problemler, işsizlik vs. ile ilgili olarak finansal problemler,yer değiştirme, yeniden inşa veya tamire bağlı problemler yaşayabilirler. Diğer uzun dönem stres faktörleri; evlilik ve aile anlaşmazlığı, tıbbi hastalık veya kronik sağlık problemlerini içerebilir. Bu ve benzeri çeşitli durumlar için yardım arama ve kabul etme de ayrı bir stres faktörüdür.

HER KURTULAN TEKTİR

Her kurtulanın kişisel hikayesi ve psikolojisi ve bununla bağlantılı güçleri ve yetersizlikleri felakete olan tepkisini etkiler. Bireysel, ailevi ve toplumsal inançlar, değerler ve kaynaklar deneyimin anlamını şekillendirir ve iyileşmede önemli rol oynar.

KURTULANLARIN TEPKİLERİNİ ANLAMA VE DEĞERLENDİRME DE ÖNEMLİ NOKTALAR

Kişisel farklılıklar ve felaket öncesindeki, sırasındaki ve sonrasındaki deneyimler, ‘aynı’ görünen felakete niçin değişik tepkiler gösterildiğini anlamamıza yardımcı olur. Felaketten kurtulanlarla en gayri resmi ve en kısa iletişimde bile; hassas, hızlı bir şekilde kişinin spesifik stres tepkisini şekillendiren aracı faktörleri değerlendirmek gerekir.

Stres tepkisinin belirli bir kalıba konulması veya yargılanmasından önce, özellikle, her kurtulanın kendi özel tarihi veya aşağıdaki deneyimleri hakkında nelerin bilindiğini ve nelerin bilinmesi gerektiğini düşünmeliyiz:

  • Etnik-kültürel inanış, değer ve gelenekler,
  • Toplum, adet, norm ve kaynakları,
  • Aile kalıtımı ve dinamikleri,
  • Bireysel, mesleki kaynak ve sınırlılıklar,
  • Bireysel, biopsikososyal kaynaklar ve incinebilirlik,
  • Travmatik yaşantıya daha önceden maruz kalma,
  • Felaket sırasında ve sonrasında belirgin stresli veya potansiyel olarak travmatik deneyimler,

 

FELAKET STRESİ İLE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER

En fazla etkilenme riski taşıyanlar direk olarak tehlikeye ve hayati tehdide maruz kalan kişilerdir. Hayati tehlikenin en yüksek olduğu durumda duygusal etkilenmeden yüksek düzeyde olacaktır. Kişi ne kadar çok stres yapan olayı görür, koklar, sesini duyarsa ya da fiziksel olarak yaralanırsa,travma sonrası strese maruz kalma ihtimali de o oranda büyüktür. Risk altında olanlar sadece kurbanlar değildir. Yardım edenler, güvenlik personelleri, kurtarıcılar, itfaiye ve tıbbi ekip de direk veya dolaylı bir travma deneyimi yaşarlar. Kurbanların aileleri de,’ vekaleten yaşanan travma’ olarak belirtilen durumu yaşama riski altındadırlar; travma yaşayan bireylerle ilişki diğerlerinde aynı veya benzer etkiler yaratabilir.

Kurtulanlarla yapılan hızlı ve gayrı-resmi değerlendirme sırasında, felaketle ilgili stres yaratan şu faktörlere dikkat etmek gerekir:

  • Kişisel yaralanma,
  • Sevilen kişilerin,arkadaşların yaralanması ya da kaybı,
  • Mülk kaybı,taşınma,
  • Tekrar olacak korkusu,
  • Kişisel ve profesyonel hazır olma seviyesi,
  • Kişi için önemli diğerlerinin stres tepkileri,
  • Önceki travmatik olaylar,
  • Kişisel beklentiler,
  • Önceki felaket deneyimi,
  • Neden olan faktörlerin algılanması ve yorumu,
  • Sosyal desteğin derecesi.

Zihinsel sağlık kaynaklarının belirlenmesinde ‘Rol Dağılımı Modeli’ kurbanların değişik tiplerini ayırt etmede yardımcı olacaktır.(Taylor ve Frazier ,1989)

  1. BİRİNCİ DERECE KURBANLAR: Felakete direk maruz kalmış kişiler
  2. İKİNCİ DERECE KURBANLAR: Birincil kurbanların yakın aile üyeleri ve yakın arkadaşları
  3. ÜÇÜNCÜ DERECE KURBANLAR: Meslekleri nedeniyle felaketzedelerle çalışanlar
  4. DÖRDÜNCÜ DERECE KURBANLAR: Felaketten etkilenen alan etrafında yaşayan ve felaketle yakından ilgilenen halk

 

POST TRAVMATİK STRES TEPKİLERİ: FELAKETE ORTAK TEPKİ

Bireysel tepkiler çeşitli olmasına rağmen , klinisyenler doğrudan ve dolaylı olarak hayati tehdit oluşturan bir durumla karşılaşan bireylerin davranışsal, biyolojik, psikolojik ve sosyal tepkilerinin ortak bir şemasını çıkarmışlardır. Bu ortak şemaya Post Travmatik Stres Bozukluğu adı verilir.

Kurtulanlar felakete karşı geliştirilmesi normal olan stres tepkilerinden haberdar edilmelidir. Acil bir durumda orta ve şiddetli stres tepkileri ve daha sonra çıkması beklenen etkilerin erken çıkması oldukça yaygındır, çünkü kurtulanlar ( aileleri, kurtarma elemanları vs.) felaketin içindeki büyük tehlikeyi farketmişlerdir. Stres tepkileri ‘aşırı’ görünse ve sıkıntı yaratsa da, kronik bir problem haline gelmez. Bir çok kişi 6 ile 16 ayda yaşadıkları bu yoğun stresten kurtulurlar.

 

 

FELAKETE ORTAK TEPKİLER:

HEYECANSAL ETKİLER: BİLİŞSEL ETKİLER:
Şok Konsantrasyonda bozulma
Kızgınlık  Karar alma yetisinde bozulma
Ümitsizlik  Endişe
Duygusal küntlük Hafızada bozulma
Terör  İnanmama
Suçluluk  Konfüzyon
Üzüntü ve yas Düşüncede çarpıtma
Huzursuzluk,tedirginlik hali Öz saygıda düşüş
Çaresizlik  Kendine yeterlilikte düşüş
Olağan aktivitelere karşı ilgisizlik ve isteksizlik Kendini suçlama
Öfke  Zorlayıcı düşünce ve anılar
Endişe
 

 

FİZİKSEL ETKİLER: KİŞİLER ARASI ETKİLER:
Yorgunluk  Yabancılaşma
Uyuyamama Sosyal içe çekilme
Uykuda rahatsızlık İlişkilerde karmaşanın artması
Aşırı canlanma Mesleki problemler
Somatik yakınmalar Okul problemleri
Bağışıklık sisteminin bozulması
Başağrısı
Gastroentestinal problemler
İştah azalması
Libido azalması
Sıçrama tepkileri

 

Stres tepkilerine dair bir başka bakış açısı, bir çok felaket operasyonuna katılan klinisyenlerin gözlemlerinden oluşturulmuştur. Felaketi takip eden 18-36 ayda bireyler ve toplulukların bio-psiko-sosyal tepkileri göreceli olarak önceden tahmin edilebilir bir örüntü oluşturur. Bu örüntünün 4 ana aşaması olmasına rağmen, aşamaların sürerleri ve verilen tepkiler açısından önemli bireysel farklılıklar yaşanır. Bu aşamalar kahramanlık, balayı dönemi, illüzyondan kurtulma ve yeniden dengelenme olarak adlandırılır:

KAHRAMANLIK: Bireyler ve topluluğun, kurtarma, yardım etme, barındırma, acil tamir ve temizleme işlerine olağandışı bir enerji düzeyi ile katıldıkları ve birkaç saatten birkaç güne kadar sürebilen ilk aşamadır.

BALAYI: Kısa bir süre önce kayıplar yaşanmasına rağmen bu dönemin özelliği iyimserliktir. Hayatta kalanlar yardım akınına, ulusal ve dünya çapında medyanın ilgisine ve onları ziyaret eden önemli şahısların yardım ve gelecek vaat eden güvencelerine maruz kalırlar. Böylece evlerinin, bölgelerinin ve yaşamlarının çarçabuk ve sorun çıkmadan onarılacağına inanmaya başlarlar. Felaketzedelerle çalışma konusunda deneyimli olmayan ruh sağlığı elemanları bu aşamadaki insanlarla çalışırken aynı yanılgıya düşüp kurtulanları ve/veya yöneticileri gelecek haftalar ve aylar içinde yaşanacaklara hazırlamayı ihmal ederler. Genelde, üçüncü haftada yardımlar/kaynaklar kesilmeye, medyanın ilgisi azalmaya, önemli şahısların ziyaretleri bitmeye ve yeniden yapılandırmanın, restore etmenin güçlükleri açıkça ortaya çıkmaya başlar. Aynı zamanda kurtulan bireylerin ve topluluğun ilk aşamada yaşadığı aşırı enerji tükenip bitkinlik oluşmaya başlar, bir sonraki aşama için ortam oluşur.

İLLÜZYONDAN KURTULMA: Bitkinlik, kızgınlık ve yaşamlarının yeniden yapılandırılabilmesi için gereken şeylerin bilgisi , bireylerde illüzyondan kurtulmayı yaratır. Kurtulanlar, yardımların bağış değil borç olduğunu, ev sigortasının aslında kendi anladıkları şekilde düzenlenmemiş olduğunu, kararların ihtiyaçlar değil, politika doğrultusunda alındığını, bacası yıkılan bir komşunun çatısı uçmuş bir diğerinden daha fazla yardım aldığını farkederler. Her an her yerde aldatılmışlık, terkedilmişlik, adaletsizlik ve bürokrasi şikayetleri edilir. Post travmatik stres semptomları yoğunlaşır ve ümit azalır.

YENİDEN DENGELENME: Bu aşamada önceki aylarda yapılan işlerin sonuçları gözlemlenebilir değişiklikleri sergilemeye başlar. Uzun vadeli felaket programları sonucunda bireylerin çoğunluğu felaket öncesi işlevsellik seviyelerine yeniden kavuşurlar. Yine bu aşamada da bireysel faklılıklar belirgindir. Genelde bazıları 6 ay içinde dengelerini bulurlar. Diğerleri için 18 ila 36 aya kadar sürebilir.

Felaketin yıldönümü bazıları için post travmatik stres semptomlarını azaltıcı bazıları için ise arttırıcı olabilir. Hayatta kalanların çoğu, yaşam ve ilişkilerine verdikleri değerdeki ve zor koşullarda başarma konusundaki güvenlerinin artışını felaketten edindikleri derse bağlarlar.

 

 

H.G. Lıngren – Extension Family Life Specialist

KAYIP VE YAS

KAYIP; kıymetli, değerli birşeyden ya da kimseden kopmak, ayrılmak olarak tanımlanır.

Kaybın şiddeti, kişi için anlamı ve değeri, kişinin bu kayıba karşı vereceği tepkinin yoğunluğunu etkiler. Dolayısıyla herhangi bir insanın önemli bir kayıba karşı nasıl tepki vereceğini tahmin etmek hemen hemen imkansızdır.Tepkinin tam olarak ne olacağını tahmin edemesek bile, kayıptan sonra kişinin kendine bakışında, yaşama bakışında değişikliğe sebep olur ve kayıptan sonra mutlaka bir şekilde adaptasyon ve uyum gerektirir.

Önemli bir yakının kaybından sonra kişi; ani ve derin bir duygusal acı ve mutsuzluk dönemine girer ve bir süre sonra bu duygular nisbeten azalır. Çeşitli basamaklardan oluşan bu döneme YAS süreci denir.Bu dönem birkaç hafta ila birkaç yıl sürebilir. Bu kaçınılmaz bir dönemdir, kimse kimsenin acısını durduramaz ama yanlış sebeplerden acı çekmek zorunda değiliz. Geçmiş güzel anları hatırlamayı seçmeliyiz, bugünün nimetlerini gözden kaçırmamalı ve önümüzde bir gelecek planlamalıyız.

Bu YAS sürecinde, çaresizlikten ümide yolculukta, aşağıdaki bilgiler bize yardımcı olabilir:

1-DUYGULARINIZI İNKAR ETMEYİN, KABUL EDİN: Her önemli kayıp insanın yüreğini yakar, insanın sevdiği kişiye veda etmesi, bir daha asla ona dokunamayacağını, onu göremeyeceğini kabul etmesi çok zordur, çok can yakar. Yüreğiniz yanmıyormuş gibi davranmayın. Saklamaya, bastırmaya çalışmayın.

2-DUYGULARINIZI İFADE EDİN: Çatışan duygularınızı açıkça ortaya dökün. Duygularınızı bastırmakla ortadan kaldıramazsınız, yok edemezsiniz. Bu duygular içinizde kalır ve hiç beklemediğiniz sırada patlarlar. Ölü, rahmetli gibi sözler canınızı yakabilir ama gerçeği kabul etmek ve duygularınızı söze dökmek zorundasınız. İstiyorsanız ağlayın, erkekler ağlamaz diye düşünmeyin. Ağlamak içinizi boşaltır.

3-BİR GECEDE MUCİZE BEKLEMEYİN: Yas tutma hemen bitecek birşey değildir, zamanını doldurmadan bitmez. Aynı acıları yaşayan başkalarıyla kendinizi karşılaştırıp “benimki neden bitmiyor” diye endişelenmeyin. Başkaları acılarını saklıyor olabilir, herkes farklı tepkiler gösterir. İhtiyacınız olan süre bitmeden, acınız geçmeden geçmiş gibi yapmayın.

4- ÇOCUKLARINIZ VARSA ONLARI DA BU SÜRECE DAHİL EDİN: Ölüm ailenin tüm üyeleri tarafından paylaşılması gereken bir kriz durumudur. Yas sürecindeki yetişkinler genellikle çocukları unuturlar. Sessizlik ve sır saklama çocukları bu paylaşımdan uzak tutar ve çocuklar kendilerini iyice yalnız hisseder.

5- YALNIZLIĞA SIĞINMAYIN: Kendinizi başkalarından uzak tutup çok fazla yalnız kalırsanız, eviniz sizi gerçek hayattan uzak tutan bir kabuk haline gelir.

6- ARKADAŞ VE AHBAPLARINIZLA İLİŞKİDE OLUN: Size destek olabilecek kişilerden destek istediğinizi söyleyin. Gerçek duygularınızı söylemeden size yardım edemezler. Tatil, bayram, doğum günleri gibi zamanlar özellikle zor zamanlardır. Böyle günlerde özellikle bu insanlarla vakit geçirin.

7- PROFESYONEL YARDIM ALIN: Yakın arkadaş ve ahbap yardımı desteği yetmeyebilir. Bugünlerde birçok hastane ve özel kuruluş ücretsiz hizmet vermektedir. Çekinmeden arayın, randevu alın ve bu işin uzmanlarına güvenin.

8-KENDİNİZE İYİ DAVRANIN:Sizinle ilgilenecek ve destek olacak arkadaş veya yakın ararken siz de kendi sınırlarınızı ;güç ve güçsüzlüklerinizi belirleyin.Gelen günleri karşılamayı başardığınızda kendinizi daha güçlü hissedebilirsiniz.

9-ACINIZI BÜYÜMEYE ÇEVİRİN: Ölüm hayatı sonlandırır, ölen kişiyle ilişkinizi değil.Yaşadığınız keder sizi zaman içinde daha anlayışlı, daha düşünceli ve şafkatli bir insan haline getirebilir. Kaybettiğiniz sevdiğinizin yaşamak isteyeceği gibi yaşamaya çalışın, başkalarını sizi sevmelerini istediğiniz gibi sevmeye çalışın.

 

KAYIBA KARŞI PSİKOLOJİK TEPKİLER:

Başa Çıkma Mekanizmaları:

Bu tepkiler kayıba uğramış kişileri psikolojik olarak korumak ve kaygılarını azaltmak gibi bir işleve sahiptir ve kişiden kişiye farklılıklar gösterir.

1- İNKAR-İNANMAMA: Kişi gerçeği kaldırabilecek, kabul edebilecek duruma gelene kadar gerçeği inkar ederek kaygısını azaltır.Akıl, zihin HAYIR der, kaçmaya çalışır.Uyuşukluk ve karmaşa hissedilir. Bazıları ağlayamaz bile. Böyle kişilere akıl vermek yerine sadece dinlemek en iyi yardımdır.

2- BAĞIMLILIK: Kişi normal zamanda kendi kendine yapacağı bir çok şeyi diğerlerine sorar.Şunu yapayım mı ,ne zaman? gibi. Bazı konuşmaları ve hareketleri normal kişiliğinden farklı olabilir.Böyle dönemlerde çok ciddi kararlar almamak gerekir.

3-ENTELLEKTÜALİZASYON:Bazı kişiler kayıp duygularıyla başa çıkmak için aşırı düzeyde bilgi almaya bu bilgileri analiz ederek bilimsel bir anlam çıkarmaya çalışırlar.

 

DUYGUSAL TEPKİLER:

1-KIZGINLIK VE LANETLEME : Adaletsizlik, zalimlik gibi görünen kadere karşı kişi kızgınlık, lanet etme gibi duygular hissedebilir. Kaçınılamayan gerçek altında, kapana kısılmış gibi hissedebilir,varolan kızgınlığı başka kişi ve durumlara yöneltebilir.Anlamsız gibi görünen kızgınlık ve çıkışlar, sözel saldırılar bu olağan olmayan duruma karşı olağan bir tepki olarak alınmalıdır. Söze dökülmeyen bir kızgınlık daha sonra kişinin kendisine dönebilir ve depresyon gibi sonuçlara sebep olabilir. 

2-SUÇLULUK:Birlikte yaşadığı kişinin ölmesi ile, kişi söylemek istediği ama söyleyemediği bir çok şeyin varlığını farkeder.  İnsani bir duyguyla kişi yaptıkları ve yapamadıklarını düzeltmek için yeni bir şans ister ve suçluluk duyar. Kişiye “sen suçlu değilsin” demek onu daha çok bloke edecektir. Bunun yerine duygularını ifade etmesi sağlanmalıdır.

3-KORKU VE ANKSİYETE: Kişi kendini; umutsuz, incinmiş, ve sıkıntılı hissedebilir.Geleceğinin belirsizliği kişide büyük bir kaygı yaratabilir, çünkü bu kayıp kişinin seçimi ve bilgisi doğrultusunda olmamıştır. Tüm bunlar büyük bir kayıp, büyük bir değişiklik potansiyeli, büyük bir anksiyete ve korku demektir. Kişinin kaygılarını özgürce ifade edebileceği destekleyici bir grup- çevre içinde olması sıkıntı yaratan kaygılarının azalmasına yardımcı olacaktır.

4-UTANÇ: Bir çok kişi aynı şeyi yaşamış olsa da kişi ‘Keşke benim ve ailemin başına gelmese idi ‘diye düşünebilir. Daha sonra kişi ,utanç ,öfke, suçluluk ve pişmanlık duyabilir. Bütün bu duygular iç içe geçmiş ve karışmış durumdadır. Kişilerin deprem sırasında ve sonrasındaki davranışları, durumları eskiden beri varolan, gizli kalmış zayıflık ve değersizlik duygularını açığa çıkarabilir. Arkadaşları ve aile bireyleri kişiyi cesaretlendirmeye, suçluluğunu azaltmaya çalışırken bu çabalar kişinin itibarının ve kendilik değerinin daha da zayıflamasına yol açabilir. O kişiyi olduğu gibi kabul etmek ve ihtiyacı olduğunda yanında olmak gerçek arkadaşlıktır.

5-YALNIZLIK VE DEPRESYON: Kişinin hayatından sevdikleri ayrıldığında,yalnızlık ve ağır depresyon üstesinden gelinemeyen durumlardır. Üzüntü ve depresyonu kendine acıma izler. Sevilen ile paylaşılan problemler ,tek başına iken çözülemez görülür. Bu duygu durumu yaşanıp sona erdirilmeden önemli kararların alınması ertelenmelidir. Büyük kararları erteleme; kişiye yeni perspektifler görmesi için zaman kazandıracak,geçen zamanla yeni kararlar almak daha kolay olacaktır.

6-RAHATLAMA VE İYİLEŞME: Rahatlama, şu anki kayıp duygumuzla kolayca kabul edemeyeceğimiz, anlamını açıkça göremeyeceğimiz çok normal insani bir tepkidir. Rahatlama hissi, kaybettiğimiz kişi ile ilişkimizin bozulduğu ,bittiği anlamını gelmez. Rahatlama ve iyileşme arasında bir ilişki vardır; rahatlama iyileşmenin bir işaretidir. Kişi yaşadığı mahrumiyete bir son verirse ve umut kaybın yoğun duygularını yumuşatırsa, yeni bir hayat başlar. Kişi dışarıya açılır ve sosyal iş ve faaliyetlerini tekrar yapılandırmak için çaba sarfeder.

MAHRUMİYET İÇİNDEKİ KİŞİLERE YARDIM ETMEK

Keder, ’Ruhun acısı’ olarak adlandırılabilir. Ölüm ve ayrılma sonucu yaşadığımız keder , hepimizin başına gelebilecek bir deneyimdir .

ÇOCUKLARA YARDIM ETMEK:

Çocuklar genelde aile dışından sevgi ve desteği daha az alırlar. Bu yüzden aile sistemindeki bir yıkım ve kayıp herhangi bir yetişkini etkilediğinden daha çok etkiler. Çocuk çok küçük olup kaybı anlayamıyorsa, onun kederi yetişkinden daha farklı olacaktır.Bir protesto dönemi, sonra sessizleşme ve daha sonrasında içe çekilme ve daha az sosyal olma. Ayrıca daha önceki yaşlara dönüş ve ‘bir bebek gibi davranma’ davranışları görülebilir. Çocuklara üzücü, kötü bir haber verirken şu adımlara dikkat edin:

*Doğruyu söyleyin.Çocuklar yetişkinlerden daha iyi başa çıkabilirler.

*Orada olacağınıza ve ona yardım edeceğinize dair güvence ve sevgi verin. 

*Ne kadar çabuk açıklarsanız o kadar iyi olur.

*Kaybın sebebinin o olmadığına ve kendinden başka kimseyi korumak ve ilgilenmekle sorumlu olmadığına dair güvence verin.

 

‘KEDER VE KAYIP’I YAŞAMAK

Bu liste sizin yaşadığınız bir kayıp veya bir başkasının yaşadığı kedere yardımcı olma gibi durumlarda yapabileceklerinizi veya üstünde düşünebileceklerinizi kapsar. Olabilecek tüm duygu, düşünce ve durumları kapsamaz.

Kayıp yaşayan kişi olayı takip eden zamanda aşağıdaki tepkilerin bir veya birkaçını gösterebilir.

*midede bir boşluk hissi,

*İştah kaybı,

*Yorgunluk hissi,garip davranışlar,

*Dikkat toplamada zorluk,

*Uyumada zorluk, 

*Ölen kişiyi hayal etmek,

*Kızgınlık,yalnızlık,acı,incinme,üzüntü,yardım alamama, suçluluk, utanma,üstesinden gelememe hisleri, 

*Diğerlerinden kendini ayırma isteği,

*Hikayeyi tekrar ve tekrar anlatma ihtiyacı,

*Ölüm hakkında sorular,

*”Gri birisi” içinde yaşıyormuş gibi olma,

*Kısa süreler içinde duygu durumunda değişiklikler,

*Şok, inkar, beklenmeyen zamanlarda ağlama.

Eğer bir kayıp yaşıyorsanız:

*Kaybın gerçekte olmadığı hissine kapılabilirsiniz

*Konuşun, konuşun, konuşun

*Yazın

*Ağlayın

*Sizin durumunuzu gözlemleyenlerle konuşun

*İyi beslenin

*Dinlenin, egzersiz yapın

*Eski bitmemiş kayıplarınıza tekrar göz atın

*Stress altında olduğunuzun farkına varın

*Bir kayıp yaşadığınızı ve kendinize bunun kederini yaşamaya,yasını tutmaya izin verin

*Duygularınıza güvenin,kederinizi yaşamada sınırlarınızı kabul edin

*İzolasyondan kaçının

*Bazı beklenmedik tepkiler vereceğinizi göz önüne alın

 

 

Eğer birinin kederine yardımcı olacaksanız:

*Yaşananın ifade edilmesine izin verin

*Ölüm ve yaşanan felaket hakkında dürüst olun

*Ölüm ve sonrası hakkındaki inanışlar üstüne konuşun

*Sizin,yardım eden olarak ,durumu tamir edemeyeceğinizi anlamasını sağlayın

*Keder duygusunun yargılamadan devam etmesini sağlayın

*Diğerleri ile ilişkilerini sürdürmesine yardım edin

*Ölüm üzerine inanışlarını meydana çıkarmasına ve değer oluşturmasına yardım edin

*Dinleyin 

*Konuşun

*Kendinize çaresizlik hissi duymaya izin verin 

*Keder yaşayan kişinin çaresizlik duygularına saygı gösterin

*Sizin yapınıza aykırı gibi gözükse de bazı duyguları yaşamaya hazırlıklı olun

*Kederin bireysel bir durum olduğunu kabul edin