LISTAG DERNEĞİ İLE “AYRIMCILIK İLE MÜCADELE: HOMOFOBİ/TRANSFOBİ” KONULU WEBİNAR GERÇEKLEŞTİRİLDİ.

LGBTI+ Komisyonu

13 Kasım 2020 tarihinde Öteki Hareketi olarak, LGBTI+ Aileleri ve Yakınları Derneği’nden (LISTAG) Günseli Dum ve Züleyha Baransel ile bir webinar gerçekleştirdik. LGBTI+ Komisyonu öncülüğünde düzenlenen ’’Ayrımcılık ile Mücadele: Homofobi/Transfobi” konulu webinarda Günseli Dum ve Züleyha Baransel, moderatörümüz Esra Varhan’ın ve katılımcıların sorularını yanıtladı.

“LISTAG her türlü ayrımcılığa karşıdır!”

Öncelikle LISTAG’ın ne olduğunu tanımlayarak söze başlayan Günseli Dum, “Listag, çocukları gey, lezbiyen, trans biseksüel ve artıların ailelerinin dayanışma grubu. Biz çocukları açıldıktan sonra kabul sürecinde ailelerin yaşadıkları zorlukları atlatmaları ya da bilgilenmeleri için destek olup kendi yaşadıklarımızı paylaşıyoruz. Listag her türlü ayrımcılığına karşıdır; dil, din, ırk, cinsiyet, yaşam tarzı her türlü ayrımcılığa karşıdır ve bütün stk’lar ile dayanışma içindedir.”ifadelerini kullandı.

“Avrupa da bizden çok farklı değil, orda da elalem var!”

‘Benim Çocuğum’ belgeselinin ardından yaşananların neler olduğu sorusu üzerine o süreci bizlerle paylaşan Günseli Dum, “Boğaziçi Üniversitesi’nde bir panele bizden birkaç annenin katılımından sonra Can Candan gelip bizi tebrik etti ve bir gün sizin belgeselinizi yapmak isterim dedi. Sene 2010’du. Bir anda medyanın önüne çıkmak hiç kolay olmuyor.” Sözleriyle belgesel fikrinin ortaya çıkışına ışık tuttu.

Daha önce de İtalya’daki bir aile toplantısında bir belgesel izlediklerini ve çok etkilendiklerini belirten Dum, herkesin kendilerine “Ama orası Avrupa” dediklerini belirtti. “Halbuki biz gittiğimizde gördük ki bir dolu Avrupa ülkesinden gelen aileler vardı, Avrupa da bizden hiç farklı değil. Orda da elalem var,  orda da eş dost var, orda da akrabalar var sizin çekindiğiniz. O filmden sonra neden biz de yapmayalım, neden daha çok anneye, babaya, lgbti’ye ulaşmayalım dedik. Çünkü bu çocuğunu kabul süreci çok sancılı oluyor. Çocuğunu öldürenler oluyor. Belki hatırlayanlarınız  vardır; bir Ahmet Yıldız var, bir Rojin Çiçek var babası tarafından öldürülen.

Bizi en mutlu eden şey ‘önyargılarımızı kırdınız’ denilmesi!”

Belgeselin ardından kendilerine gelen yorumlardan bahseden Baransel ve Dum, “Bizi çok mutlu eden şey “bizim önyargılarımızı kırdınız, bizim doğru bildiğimiz bir dolu yanlışı bize gösterdiniz. Kesinlikle bu konudaki fikirlerimiz değişti. Size nasıl destek olabiliriz.” Şeklindeki dönüşlerden duydukları memnuniyeti aktardı.

“Cezasızlık, nefret suçlarının ortadan kalkmasını engelliyor!”

Moderatörümüzün yönelttiği İstanbul Sözleşmesi’nin lgbti+lar ve aileleri arasında da nasıl yorumlandığı ve nasıl tartışmaların döndüğü şeklindeki soruya yanıt olarak devlet politikalarının mağdurdan yana olmadığı söylendi. Günseli Dum, sözlerine şu şekilde devam etti: “Homofobi ve transfobinin Türkiye’de ne durumda olduğunu konuşmak gerekirse Kaos GL’nin her sene hazırladığı bir rapor var nefret suçlarıyla ilgili. Nefret suçlarının ortadan kaldırılmasının önündeki en önemli engel cezasızlık kültürü. Yeteri kadar ceza uygulaması yok bu konuda. Saldırılar okullarda, sokaklarda, kafelerde diğer kamusal alanlarda bile oluyor. Mağdur şikayet edemiyor çünkü ülkede adalete güvenmiyor. Yani burda mağdurlar yani lgbti+lar devlet ve hukuk sisteminin kendilerini koruyacağına inanmıyorlar. Onun için ne şikayetçi oluyorlar ne dava açıyolar. O nedenle kayıtlı olanlar çok az oluyor.” Şeklinde konuştu.

“Benim inandığım dinde bir insan diğer insanı hedef gösteremez!”

Muhafazakar grupların kendilerine yönelik eleştirileri neticesinde bu gruplara karşı bir önyargı oluşup oluşmadığı ile ilgili soruya da Züleyha Baransel yanıt verdi. “Evet ne yazık ki en büyük tepkiyi bu gruplardan alıyoruz. Bu gruplara karşı ister istemez bir kızgınlık oluyor. Benim inandığım dine karşı bir kızgınlığım olmuyor. Benim inandığım dinde bir insan bir insanı hedef gösteremez, yani ‘onun katli vaciptir’ diyemez ama bir uzaklaşma oluyor mu derseniz, samimiyetimle söylüyorum ki oluyor. Çünkü benim inandığım din bu değil, bu vicdan değil. Bir ülkenin en üst yöneticisinin çıkıp da “LGBTI’lere tavır alın” demesi hiçbir dine sığmaz. Bırakın İslamiyet’i dünyanın hiçbir yerinde bir din adamı böyle bir şey yapamaz. Benim annem de hacı bir kadın ve torununa oldukça düşkün. Çocuğumun inancını da kimse sorgulayamaz, neye inanıp neye inanmadığını. Sadece onun iyi bir insan olup olmadığı benim için önemlidir” şeklinde konuştu.

“Nefret söylemi sistematik bir şekilde körükleniyor!”

Günseli Dum son olarak da şu ifadeleri kullandı: “Ayrımcılığa uğrayan gruplar içinde hepsi çok önemli. Bunların maruz kaldıkları şeylerin hepsi devlet politikası. En fazla ayrımcılığa uğrayan ve nefret söylemine maruz kalanlar, önce kadınlar diyelim sonra LGBTI bireyler geliyor arkasından. Çünkü devlet politikası bunları böyle gösteriyor. Cumhurbaşkanı gösteriyor, Diyanet İşleri Başkanı gösteriyor, bu koroya bir dolu bakan katılıyor, belediye başkanları katılıyor. Yani sistematik bir şekilde bu nefret söylemi körükleniyor. Nefret söylemleri ne kadar çoğalırsa bu nefret cinayetleri de o kadar çoğalır.”

(Visited 5 times, 1 visits today)

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.